Futbolda taraf ya da holigan olmak! Taraf olmak ve holigan olmak ayrı ayrı kavramlar aslında.
Emirates ya da White Hart Lane'de tiyatro gibi maç izleyenlerin bir kısmı taraftar, Old Trafford'da Craig Bellamy'ye bira şişesi atanlar ise holigandır.
Futbolun tüketicilerinin taraf ya da holigan olup olmadığını birbirinden ayırmamız, ilk bakışta bu kadar basit bir çözümlemedir. Holiganizme teşvik eden kalemlerin durumları ise biraz daha farklıdır.
O kalemlerin sahip olduğu 'makamlar', taraf olmaktan çıkıp; körü körüne savunmaya, eleştirmeye, destek olmaya da sürekli kendi pencerelerinden bakmaya zorlar insanı.
Mesela bir gazetenin tarihsel gelişimi ve hedef kitlesi kadar başındaki kişinin rengi de sütunların şeklini, içeriğini ya da haber görselini derinden etkiler. Sadece gazetenin genel yayın yönetmeni ile de sınırlı değildir bu durum... Kurum içerisindeki en alt birime yön veren sözcüklerin sahipleri bile, haberi görmezden gelme, önem verme, farklı yaklaşım gibi temel öğeler üzerinde etkilidir.
Bu döngü, o sığ sutünda 'çizgili kelimelerin' esiri olan kalemleri de derinden etkiler. Yazamazlar, asıl dertlerini anlatamazlar, kıvranırlar, tebrik edemezler, eleştiremezler, düşündüklerini sınırlamak zorunda kalırlar. İşte basındaki holiganizm de budur.
Bir gazetenin spor servisinin başında farklı bir renk olabilir. Çalışanlarının tamamı da zıt kutuplar da ya da paralel kenarlarda buluşmuş olabilir. Bu durum çok daha ağır bir sorumluluk yükler aslında o makama. Daha titiz olmak gerekir, daha disiplin ve daha hassas.
Ercan Saatçi travmasını yeni atlatan 'bir kesim' olarak, Hürriyet Gazetesi ve özellikle internet sitesini daha bir inceler, yazılanları daha bir özenle okur, tahrikleri daha bir anlar, özümser olduk. Hürriyet Gazetesi ya da internet sitesinde haberlerin değer fizibilitesi ya iyi yapılamıyor ya da yapılmak istenmiyor.
Şayet o gün Jo ya da Dos Santos Galatasaray'a geldiyse o spor sayfası için günün en önemli haberidir. O haberin üstüne, Fenerbahçe bir transfer yaptıysa odur sayfanın üzerine çıkacak olan... Ya da Galatasaray Basketbol Takımı'nın cezası indirildiği zaman haberi "Rezalet" diye veremezsiniz. Siz haberi verirsiniz, kararı değerlendirmesi tüketiciye düşer... Üretenin, hassas konularda tüketici olmaya hakkı yoktur. 'Bu kadar basit aslında, bu işin bilen herkesin bildiği.'
Sayfa bireyselleştiği anda tehlike de başlıyor demektir. İşte bu bireyselleşme, Haldun Üstünel ile Hakan Bilal Kutlualp'i birbirine kırdırmaya, karşılaştırmaya kadar götürür insanı. Kendini unutturur insana; Keita, Jo, Dos Santos, Kewell ve Elano'yu sorgulattırır, Ortega'yı Anelka'yı anlattırır insana... Dos Santos ve Jo'nun opsiyonu sorgulattırır; Vederson, Cristian'ın kim olduğunu unutturur. Lucas Neill'in İngiltere'nin sıradan kulüplerinde forma giydiğini söylettirir insana, Bilica'nın Sivasspor'dan geldiğini unutturur.
Renklerin sorgusuz bireyselleşmesi "Galatasaray çok para harcadı" dedirtir insana, Güiza'yı saklatır akılda. "Arada sırada oynayan Kewell" dedirtir insana, adını yazamadığımız Maldonado'nun ne zaman alındığı şaşırtır. 'Gülen resmin aksine ağlatır', acınası bir çıkmaza sürükler insanı...
Bu bireyselleşmenin yanı sıra Fenerbahçe'nin adı bahis skandalına karıştığı zaman "Reklamın iyisini kötüsü olmaz" mantığı ile hareket eden ve "Ne güzel işte Fenerbahçe'nin adı duyuldu" diyen 'holiganlar' Galatasaray'ın Ada'dan arka arkaya üç transfer yaptığı zamanki yarattığı havayı görmezden gelmek için, opsiyon delisi olurlar.
Galatasaray'ı anlatmak ya da takdir etmek zorunda değildir farklı renkler... Saygı ve anlayışla karşılanabilecek bir durum olmasının yanı sıra karşıt görüşlü biri olarak ben ilk önce kendi kulübümde yaşananları merak ederim. Önce 'sorulamayan' soruları kendi camiam için sorarım. Kazım'ı sorarım, Önder'in kadro dışı bırakılıp affedilmesini araştırır, neden transfer yapılamadığını sorgularım. 'Marka' diye transfer edilen -ki markadır- Roberto Carlos'un takımdan ayrıldıktan sonra yaptığı açıklamaları düşünür, "acaba neden" sorusunu sorarım kendime... Semih ile kulüp arasında yaşananları irdelerim; tarafların birbirlerine olan yaklaşımlarını sorgularım...
Önce kendimden başlarım sorgulamaya, eleştirmeye ya da sorulmayanları sormaya, yazılmayanları yazmaya... Aklımdakilerin cevaplarını bulurum, ondan sonra farklı bir arayışa girer, Galatasaray'ın transfer politikasını eleştirir ve 'sorulamayanları' sorarım. Ama en son...
Taraf olmaya varım, farklı renkleri alkışlamaya, takdir etmeye, Alex'i ilah ilan etmeye ve Beşiktaş'ın siyah-beyaz taraftarını görünce duygulanmaya... Ama holigan değilim, en önemlisi düşüncelerim kör değil ve bir avuç sığ beyin tarafından da alkışlanma gereksinimim yok!
02.02.2010 -Sporx.com
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Şubat 2010 Salı
18 Kasım 2009 Çarşamba
Bir not
Galatasaray taraftarı Hagi ile büyüdüğü için onun yerine gelen hiçbir futbolcu beğenilmiyor.
Aynı tehlike yakın bir zamanda Fenerbahçe'de boy gösterecek. Alex'in Fenerbahçe'den ayrıldığı gün, Fenerbahçe taraftarı da nice 10 numaralar görecek Saracoğlu'nda...
Fatih Şamlıoğlu - Sporx - 17.11.2009
Aynı tehlike yakın bir zamanda Fenerbahçe'de boy gösterecek. Alex'in Fenerbahçe'den ayrıldığı gün, Fenerbahçe taraftarı da nice 10 numaralar görecek Saracoğlu'nda...
Fatih Şamlıoğlu - Sporx - 17.11.2009
5 Eylül 2009 Cumartesi
Türk Futbolunun İçler Acısı Hali
Kulüplerin PFDK'dan aldıkları cezalar derlenince ortaya ilginç bir manzara çıktı... Sahaya doktorsuz çıkan takımlardan top toplayıcı çocuğu tartaklayan yetkililere kadar işte Türk futbolunun içler acısı hali...
Profesyonel Disiplin Kurulu, önceki gün yaptığı toplantıda kendi adına bir rekora imza attı. Başkan Reşat Bostan dahil 7 üyeden oluşan kurul tam 54 dosyayı karara bağladı. Toplantıda verilen cezaların miktarından ziyade cezaya sebep olan fiiller dikkat çekiciydi. Yapılan derlemede ortaya çıkan tablo zaman zaman güldürürken, Türk futbolunun içinde bulunduğu hali de ortaya koydu.
- Beşiktaş ile başlayalım... Siyah-beyazlılar yine taraftar olayları ve biletsiz seyirci almaktan 45 bin lira ceza almış ama asıl dikkat çeken Beşiktaş'ın 2.yarıya geç çıkması. PFDK'nın 5 bin lira ceza kestiği bu "dinlenme süresini aşma" fiili belli ki Mustafa Denizli'nin uzayan taktikleri idi ancak skora fayda etmedi, maç berabere bitti.
- Sivasspor'a verilen ceza da ilginç. Yiğido'nun medyaya her fırsatta konuşan teknik direktörü ile futbolcuları, maç sonu yayıncı kuruluşa röportaj vermeyip bir de Bülent Uygun basın toplantısına katılmayınca gitti kulübün 5 bin lirası...
Yandım doktor yetiş!
- Bank Asya 1.Lig ekibi Kocaelispor ise, hem TFF'nin tescil ettiği forma setini giymiyor hem de parasını ödemediği için kulüpten ayrılan doktorun yerine birini bulamayıp sahaya doktorsuz çıktığı için 7 bin 500 lira cezaya mahkum oluyor.
- Kartalspor da içinde bulunduğu maddi krize bakmaksızın kaşınan kulüplerimizden. Gaziantep BŞB maçından sonra soyunma odasına yayın yetkisi olmayan televizyoncuyu alınca PFDK yapıştırıyor 2 bin 500 lira cezayı.
- Ç.Rize'nin kabahati büyük, çünkü cezası 15 bin TL. Kulüp yöneticisi Ali Çemberci akreditasyon kartını başkasına kullandırınca para ve 90 gün hak mahrumiyeti cezası kaçınılmaz olmuş.
- TFF 2.Lig kulüpleri Zeytinburnu ile Tepecik Belediyespor statlarında itfaiyeye gerek görmemiş. Cezası bir şey değil, bin 500'er lira. Tepecik ayrıca İstanbulspor maçında 'nasılsa rakip taraftar yok' diye güvenlik görevlisine de ihtiyaç yok demiş. Bunun için bin 500 lira ceza daha...
- TFF 2.Lig ekibi A.Sebatspor da hemşehrisi Karadenizspor ile oynadığı maçta 'Laz' dayanışmasına güvenmiş olacak ki ne doktor ne güvenlik çağırmış. Bedeli 4 bin 500 lira... Erzurum, Of ve Kars kulüpleri de 'Güvenlik görevlisi getireceğime bin 500 lira öderim' diyenlerden.
Nerede Kroki?
- Foto muhabirlerinin statüye aykırı şekilde saha kenarında yer almasından dolayı ihtar edilen Muğlaspor'a, stat krokisini temsilciye vermediği bir ihtar daha verilmiş.
- Gözden ırak TFF 3.Lig'de Kastamonu-Sürmene maçında ne oldu ise, ev sahibi ekibin masörü M.Can Koç ile Sürmene'nin kaleci antrenörü Sebahattin Çoban belki de aynı top toplayıcıya sportmence olmayan şekilde davranınca 15'er gün hak mahrumiyeti cezası almışlar.
- Maddi sıkıntı içindeki Kocaelispor, A2 takımını Kartal maçı için İstanbul'a gönderemeyince hükmen yenilgi ile 3 puan silme cezası almış. Kocaeli A2 Ligi'ne -3 puanla devam edebilecek.
Futbolumuzun hali içler acısı. Oyuncuların lisans ücretlerini ödeyemeyen kulüpler, maçlara doktor, itfaiye ve güvenlik getirme konusunda da cömert davranamıyorlar. Umarız sezon ilerledikçe kulüplerimiz hatalarını azaltacak çözümler üretirler.
Kaynak: http://www.internetspor.com/turk-futbolunun-icler-acisi-hali-news12803.html
Hakikaten çok komiksiniz siz ya..!
Profesyonel Disiplin Kurulu, önceki gün yaptığı toplantıda kendi adına bir rekora imza attı. Başkan Reşat Bostan dahil 7 üyeden oluşan kurul tam 54 dosyayı karara bağladı. Toplantıda verilen cezaların miktarından ziyade cezaya sebep olan fiiller dikkat çekiciydi. Yapılan derlemede ortaya çıkan tablo zaman zaman güldürürken, Türk futbolunun içinde bulunduğu hali de ortaya koydu.
- Beşiktaş ile başlayalım... Siyah-beyazlılar yine taraftar olayları ve biletsiz seyirci almaktan 45 bin lira ceza almış ama asıl dikkat çeken Beşiktaş'ın 2.yarıya geç çıkması. PFDK'nın 5 bin lira ceza kestiği bu "dinlenme süresini aşma" fiili belli ki Mustafa Denizli'nin uzayan taktikleri idi ancak skora fayda etmedi, maç berabere bitti.
- Sivasspor'a verilen ceza da ilginç. Yiğido'nun medyaya her fırsatta konuşan teknik direktörü ile futbolcuları, maç sonu yayıncı kuruluşa röportaj vermeyip bir de Bülent Uygun basın toplantısına katılmayınca gitti kulübün 5 bin lirası...
Yandım doktor yetiş!
- Bank Asya 1.Lig ekibi Kocaelispor ise, hem TFF'nin tescil ettiği forma setini giymiyor hem de parasını ödemediği için kulüpten ayrılan doktorun yerine birini bulamayıp sahaya doktorsuz çıktığı için 7 bin 500 lira cezaya mahkum oluyor.
- Kartalspor da içinde bulunduğu maddi krize bakmaksızın kaşınan kulüplerimizden. Gaziantep BŞB maçından sonra soyunma odasına yayın yetkisi olmayan televizyoncuyu alınca PFDK yapıştırıyor 2 bin 500 lira cezayı.
- Ç.Rize'nin kabahati büyük, çünkü cezası 15 bin TL. Kulüp yöneticisi Ali Çemberci akreditasyon kartını başkasına kullandırınca para ve 90 gün hak mahrumiyeti cezası kaçınılmaz olmuş.
- TFF 2.Lig kulüpleri Zeytinburnu ile Tepecik Belediyespor statlarında itfaiyeye gerek görmemiş. Cezası bir şey değil, bin 500'er lira. Tepecik ayrıca İstanbulspor maçında 'nasılsa rakip taraftar yok' diye güvenlik görevlisine de ihtiyaç yok demiş. Bunun için bin 500 lira ceza daha...
- TFF 2.Lig ekibi A.Sebatspor da hemşehrisi Karadenizspor ile oynadığı maçta 'Laz' dayanışmasına güvenmiş olacak ki ne doktor ne güvenlik çağırmış. Bedeli 4 bin 500 lira... Erzurum, Of ve Kars kulüpleri de 'Güvenlik görevlisi getireceğime bin 500 lira öderim' diyenlerden.
Nerede Kroki?
- Foto muhabirlerinin statüye aykırı şekilde saha kenarında yer almasından dolayı ihtar edilen Muğlaspor'a, stat krokisini temsilciye vermediği bir ihtar daha verilmiş.
- Gözden ırak TFF 3.Lig'de Kastamonu-Sürmene maçında ne oldu ise, ev sahibi ekibin masörü M.Can Koç ile Sürmene'nin kaleci antrenörü Sebahattin Çoban belki de aynı top toplayıcıya sportmence olmayan şekilde davranınca 15'er gün hak mahrumiyeti cezası almışlar.
- Maddi sıkıntı içindeki Kocaelispor, A2 takımını Kartal maçı için İstanbul'a gönderemeyince hükmen yenilgi ile 3 puan silme cezası almış. Kocaeli A2 Ligi'ne -3 puanla devam edebilecek.
Futbolumuzun hali içler acısı. Oyuncuların lisans ücretlerini ödeyemeyen kulüpler, maçlara doktor, itfaiye ve güvenlik getirme konusunda da cömert davranamıyorlar. Umarız sezon ilerledikçe kulüplerimiz hatalarını azaltacak çözümler üretirler.
Kaynak: http://www.internetspor.com/turk-futbolunun-icler-acisi-hali-news12803.html
Hakikaten çok komiksiniz siz ya..!
30 Temmuz 2009 Perşembe
Futbol Üzerine..
Bir zamanlar futbolu sporun bir dalı olarak değil de, spor olarak bilirdim. Ta ki hayatıma Martina Hingis girene kadar. O hayatıma girdikten sonra anladım ki, futbol sporun sadece bir dalıymış. Da biz biraz daha eskilere dönelim.
Kastamonusporun o güzelim çimlere sahip stadında oynadım yıllarca, yıldız olarak, b genç olarak ve en önemlisi çocuk olarak. Efsaneye göre Türkiye'nin en iyi çimlerine sahip üçüncü stadıydı Gazi Stadı.

O güzelim stadın çimlerinde yıllarca top koşturdum, "bir çocuk ne kadar koşturabilir ki"nin hesabını sizlere bırakıyorum. O yaz sıcaklarında saatler süren antremanlarımız olur, akabinde de stadın hemen yanında bulunan oldukça meşhur yüzme havuzlarında yüzmeye giderdim. Rüya gibiydi. O sıcakta kavrul, sonra havuza atla. Bir çocuk daha ne ister ki. Top ve sudan değerli başka bir şey war mı o zaman hayatta..?
Akşam eve geldiğimde üst komşumla oynadığım oyunlar, maçlar, takımlar, goller ve tabiiki "Emlyn Hugges Soccer". Bir Commodore 64 efsanesi. Hayatım futboldu. Ama hayatım Galatasaray değildi.
Derken lise hayatı girdi devreye, lise 2 hayatı, dersane hayatı. Seçim yapmak zorunluluğu çıktı karşıma. Ya dersane, ya futbol. Anadolu lisesinde okuyan ben, mahalle baskısı yarattım kendi çapımda. Kimseye sormadım bile ne yapmalıyım diye. Dersaneyi seçme zorunda hissettim, lafını bile açamadım futbolun. Ve seçtim. Kendi kendime, kendi dünyamdan atladım. Ne olacaktı peki..? Belki de şu anda Arda'nın, ya da Ronaldo'nun yerinde ben mi olacaktım..?
Bunu kim bilebilir ki, bu yüzden, tabiiki "Evet!!".
Üniversite hayatı, futbolun benim üzerimde ne denli etkisi olduğunu çok belli ediyordu. Halı saha maçlarından tutun da, championship manager muhabbetlerine kadar, bitmiyordu bir türlü. Bitmesini isteyen de yoktu ki zaten. Ama anlamaya başladığım birşey wardı. Ben bir futbol tutkunuydum galiba. Bu basit bir futbol sevgisi değildi. Ya da hiçbir zaman gerçek bir fanatik olmadım. Ama Özhan Canaydın kadar fair playci de olmadım ben.
Günümüze gelmek istiyorum. Vazgeçemediğim sevda diye tanımlıyorum futbolu. Ve gerçekten olmak istediğim yerdeyim. Futbolun tam göbeğindeyim. Ve bu takımımı tutmaktaki, onu savunmaktaki becerimden dolayı değil.
Hiçbir büyük turnuvanın olmadığı tek yıllardan nefret ettiğim için,
Türkiye değil, diğer bütün ligleri televizyon karşısında rahatça izleyebildiğim için,
Baggio gibi, Zidane gibi, Ronaldinho gibi yıldızları izleme imkanı bulabildiğim için,
Hala gece 12-1 halı saha maçı olsa bile koşa koşa gittiğim için,
Galatasaraylı olduğum için değil, tutabildiğim, sövebildiğim, övebildiğim bir takımım olduğu için,
Futbolu spor dalı olduğu için değil, bir tutku olduğunu bildiğim için seviyorum.
Kastamonusporun o güzelim çimlere sahip stadında oynadım yıllarca, yıldız olarak, b genç olarak ve en önemlisi çocuk olarak. Efsaneye göre Türkiye'nin en iyi çimlerine sahip üçüncü stadıydı Gazi Stadı.

O güzelim stadın çimlerinde yıllarca top koşturdum, "bir çocuk ne kadar koşturabilir ki"nin hesabını sizlere bırakıyorum. O yaz sıcaklarında saatler süren antremanlarımız olur, akabinde de stadın hemen yanında bulunan oldukça meşhur yüzme havuzlarında yüzmeye giderdim. Rüya gibiydi. O sıcakta kavrul, sonra havuza atla. Bir çocuk daha ne ister ki. Top ve sudan değerli başka bir şey war mı o zaman hayatta..?
Akşam eve geldiğimde üst komşumla oynadığım oyunlar, maçlar, takımlar, goller ve tabiiki "Emlyn Hugges Soccer". Bir Commodore 64 efsanesi. Hayatım futboldu. Ama hayatım Galatasaray değildi.
Derken lise hayatı girdi devreye, lise 2 hayatı, dersane hayatı. Seçim yapmak zorunluluğu çıktı karşıma. Ya dersane, ya futbol. Anadolu lisesinde okuyan ben, mahalle baskısı yarattım kendi çapımda. Kimseye sormadım bile ne yapmalıyım diye. Dersaneyi seçme zorunda hissettim, lafını bile açamadım futbolun. Ve seçtim. Kendi kendime, kendi dünyamdan atladım. Ne olacaktı peki..? Belki de şu anda Arda'nın, ya da Ronaldo'nun yerinde ben mi olacaktım..?
Bunu kim bilebilir ki, bu yüzden, tabiiki "Evet!!".
Üniversite hayatı, futbolun benim üzerimde ne denli etkisi olduğunu çok belli ediyordu. Halı saha maçlarından tutun da, championship manager muhabbetlerine kadar, bitmiyordu bir türlü. Bitmesini isteyen de yoktu ki zaten. Ama anlamaya başladığım birşey wardı. Ben bir futbol tutkunuydum galiba. Bu basit bir futbol sevgisi değildi. Ya da hiçbir zaman gerçek bir fanatik olmadım. Ama Özhan Canaydın kadar fair playci de olmadım ben.
Günümüze gelmek istiyorum. Vazgeçemediğim sevda diye tanımlıyorum futbolu. Ve gerçekten olmak istediğim yerdeyim. Futbolun tam göbeğindeyim. Ve bu takımımı tutmaktaki, onu savunmaktaki becerimden dolayı değil.
Hiçbir büyük turnuvanın olmadığı tek yıllardan nefret ettiğim için,
Türkiye değil, diğer bütün ligleri televizyon karşısında rahatça izleyebildiğim için,
Baggio gibi, Zidane gibi, Ronaldinho gibi yıldızları izleme imkanı bulabildiğim için,
Hala gece 12-1 halı saha maçı olsa bile koşa koşa gittiğim için,
Galatasaraylı olduğum için değil, tutabildiğim, sövebildiğim, övebildiğim bir takımım olduğu için,
Futbolu spor dalı olduğu için değil, bir tutku olduğunu bildiğim için seviyorum.
21 Temmuz 2007 Cumartesi
Galatasaray..?

Galatasaray, son 10 yılda Avrupa kupalarında mücadele eden takımlar arasında en başarılı 18. takım oldu. Takımların Avrupa kupalarında yaptıkları maçlar, galibiyet ve beraberlik sayıları ile takımların oynadıkları maçların zorluğuna göre verilen puanlarla Avrupa Futbol İstatistikleri adlı internet sitesinin yaptığı araştırmada Galatasaray, 1998-2007 yılları arasında Avrupa'nın en başarılı 18'inci takımı olmayı başardı. 2000 yılında UEFA Kupası'nı müzesine götüren ve yine 2000 yılında Süper Kupa'yı kazanan Galatasaray, topladığı 95,5 puanla Avrupa'nın bir çok ünlü kulübünü geride bırakarak listenin ilk 20 takımı arasına girdi. Avrupa kupalarında yaptığı maçlarla Türk futbolseverlerin kalbinde yer bulan Galatasaray, topladığı puanla Türk takımları arasında da ilk sıraya oturdu.
100 takımın yer aldığı listede 18. sırada bulunan Galatarasay, Türkiye'nin Avrupa kupalarında mücadele eden en başarılı takımı unvanını aldı. Sarı kırmızılıları, 55. sırada yer alan Beşiktaş takip ederken, Fenerbahçe, listede 79. sırada yer bulabildi. Listeye 57 puan toplayarak 55. sıradan giren Beşiktaş, AZ Alkmaar'ın hemen üstünde yer buldu. Beşiktaş, böylece Avrupa kupalarındaki en başarılı 2. Türk takımı oldu.
İlk 100 takım arasına giren bir diğer Türk takımı ise Fenerbahçe. Fenerbahçe'ye, Avrupa arenasında son 10 yılda yaptığı maçlara karşılık 38 puan verilirken, sarı lacivertliler listede 79. olabildi. En başarılı 3. Türk takım unvanını alan Fenerbahçe'yi Strum Graz, Boavista, Hapoel Tel Aviv gibi takımların listede geride bırakması dikkat çekti.
İşte Avrupa kupalarında son 10 yılın en başarılı 20 takımı:
Takım Puan
1. Real Madrid (İspanya) 192
2. Barcelona (İspanya) 182
3. Manchester United (İngiltere) 177,5
4. Bayern Münih (Almanya) 169,5
5. AC Milan (İtalya) 155
6. Valencia CF (İspanya) 148,5
7. Inter Milan (İtalya) 148
8. Liverpool (İngiltere) 145,5
9. Arsenal (İngiltere) 145
10. Chelsea (İngiltere) 136,5
11. Olympique Lyon (Fransa) 133
12. Juventus (İtalya) 132,5
13. FC Porto (Portekiz) 130
14. PSV Eindhoven (Hollanda) 116,5
15. Lazio (İtalya) 111
16. Parma (İtalya) 108
17. AS Roma (İtalya) 106
18. GALATASARAY (TÜRKİYE) 95,5
19. Newcastle United (İngiltere) 95
20. Dinamo Kiev (Ukrayna) 94,5
55. BEŞİKTAŞ (TÜRKİYE) 57
79. FENERBAHÇE (TÜRKİYE) 38
100 takımın yer aldığı listede 18. sırada bulunan Galatarasay, Türkiye'nin Avrupa kupalarında mücadele eden en başarılı takımı unvanını aldı. Sarı kırmızılıları, 55. sırada yer alan Beşiktaş takip ederken, Fenerbahçe, listede 79. sırada yer bulabildi. Listeye 57 puan toplayarak 55. sıradan giren Beşiktaş, AZ Alkmaar'ın hemen üstünde yer buldu. Beşiktaş, böylece Avrupa kupalarındaki en başarılı 2. Türk takımı oldu.
İlk 100 takım arasına giren bir diğer Türk takımı ise Fenerbahçe. Fenerbahçe'ye, Avrupa arenasında son 10 yılda yaptığı maçlara karşılık 38 puan verilirken, sarı lacivertliler listede 79. olabildi. En başarılı 3. Türk takım unvanını alan Fenerbahçe'yi Strum Graz, Boavista, Hapoel Tel Aviv gibi takımların listede geride bırakması dikkat çekti.
İşte Avrupa kupalarında son 10 yılın en başarılı 20 takımı:
Takım Puan
1. Real Madrid (İspanya) 192
2. Barcelona (İspanya) 182
3. Manchester United (İngiltere) 177,5
4. Bayern Münih (Almanya) 169,5
5. AC Milan (İtalya) 155
6. Valencia CF (İspanya) 148,5
7. Inter Milan (İtalya) 148
8. Liverpool (İngiltere) 145,5
9. Arsenal (İngiltere) 145
10. Chelsea (İngiltere) 136,5
11. Olympique Lyon (Fransa) 133
12. Juventus (İtalya) 132,5
13. FC Porto (Portekiz) 130
14. PSV Eindhoven (Hollanda) 116,5
15. Lazio (İtalya) 111
16. Parma (İtalya) 108
17. AS Roma (İtalya) 106
18. GALATASARAY (TÜRKİYE) 95,5
19. Newcastle United (İngiltere) 95
20. Dinamo Kiev (Ukrayna) 94,5
55. BEŞİKTAŞ (TÜRKİYE) 57
79. FENERBAHÇE (TÜRKİYE) 38
Ettikkettllerr
futbol,
galatasaray
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)