Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan “Askeri Danıştay” bizde var. İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor... Bizdeki gibi bir “Askeri Yargıtay” dünyada hiçbir yerde yok.
İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor... Birçok ülkede askeri mahkeme yok, olanlar da bizdekiler gibi değil.
İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
***
Yürürlükte olan anayasa askeri darbe ürünü.
İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
Yürürlükteki 600 yasa, onca mevzuat da 12 Eylül Rejimi’nin mirası. İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
28 Şubat’ta cuntacılar yüksek yargıya Genelkurmay’da brifing verdi. İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
***
27 Nisan e-muhtırası bir anayasa ihlaliydi.
İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
Şemdinli Savcısı “iddianame” yazdığı için meslekten men edildi. İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
Van Ağır Ceza Mahkemesi’nin Şemdinli sanıklarına verdiği 39 yıl 4 aylık ceza, dosya Yargıtay üzerinden askeri mahkemeye intikal ettiriliyor ve askeri mahkeme sanıkları ilk celsede tahliye ediyor. İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
***
Şemdinli savcısını görevden attırdığını ve 27 Nisan e-muhtırasını bizzat kaleme aldığını söyleyen bir önceki Genelkurmay Başkanı için hiçbir savcı harekete geçmedi. İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
Askeri Ceza Kanunu’nun 148. maddesi “askerlerin siyasi demeç” vermesini yasaklıyor ama bu madde sabah akşam ihlal ediliyor.
İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor... Faili meçhul cinayet sanığı JİTEM’ci Gültekin Sütçü’yü sivil mahkeme tutukluyor, bir şekilde askeri mahkemeye nakil sağlandığında sanık serbest kalıyor ve serbest kalınca da firar ediyor. İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
***
Türk yargısı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından en çok mahkûm edilen yargı.
İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor... Bir mahkeme kararı, hâkimler değişince taban tabana zıt kararlar verebiliyor. İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
***
Yargıtay başkanlarından Eraslan Özkaya’nın adı kamuoyunda Alaattin Çakıcı-MİT ve Yargıtay üçgeninde tartışılan davaya karıştı. Çakıcı’nın yurtdışına kaçışıyla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sırasında Yargıtay Başkanı Özkaya’nın, Milas’taki kooperatif evinin inşaatını yapan müteahhit Hakkı Süha Şen ve MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’yla Çakıcı davası üzerine görüşmeler yaptığı belirlendi.
Özkaya’nın müteahhit Şen’e, Çakıcı davasının sonucu hakkında bilgi verdiğine ilişkin bazı telefon kayıtları gündeme geldi. İddialar üzerine Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulu, yargı tarihinde ilk kez bir Yargıtay Başkanı hakkında soruşturma başlattı. Başkan Eraslan Özkaya hakkında disiplin soruşturması ve dava açılmasına yer olmadığına karar verildi. Ancak Özkaya, karardan bir süre sonra emekliliğini istedi.
İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor... AB uyum yasaları olmasa, Yargıtay “töre cinayetlerine” indirim uyguluyordu. İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
***
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi üçe karşı iki oy ile “vatan hainliği” suçlamasını hakaret saymadı. Üyeler Ülkü Aydın, Şerife Öztürk, Mehmet Uyumaz “vatan haini” suçlamasını sıradan bir eleştiri ifadesi olarak kabul etti.
İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor... 2007 yılı Ekim ayında Bolu Ekspres Gazetesi’nde Işın Erşen’in kaleme aldığı “her şehit için 5 DTP’li öldürülmesini” öneren yazıyı Yargıtay 8. Dairesi “düşünce özgürlüğü kapsamında” değerlendirdi. İstanbul Barosu ve 46 ilin baro temsilcisi bunun için yürümüyor...
***
Sayıları beş yüz ila bin arasında olduğu belirtilen avukatlar dün ne için yürüdüler?
Ergenekon Terör Örgütü ile ilişkisi olduğundan şüphelenilen kimi yargı üyelerinin mahkeme kararı ile dinlenmelerine karşı yürüdüler.
Mesleğinden yana taraf olmak ve hukuksal hassasiyet diye işte ben buna derim... Helal olsun..
Mehmet Altan - 19.11.2009 - Star Gazetesi
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Kasım 2009 Perşembe
4 Ağustos 2009 Salı
Kürt Çalıştayı İçin Alternatif Gazeteciler!
KÜRT Çalıştayı'na çağrılan gazetecileri CHP yandaş ilan etti, Bahçeli ise "Kötü adamlar" dedi. İşi biraz şakaya vurursak, sanki Türkiye'de başkası yokmuşgibi, Sabah akşam TV'lerde Kürt konusunu anlatan gazetecilerin tercih edilmesi bence de yanlış oldu. Pek çok ünlü gazeteci de görüş açıklayamadı. Gelin, öteki bazı gazeteciler çağrılsa ne derlerdi diye biraz kafa yoralım.
FATİH ALTAYLI: Ben bunları yüz yıldır söylüyorum ama dinleyen kim. Apo'ya da kaç kere söyledim böyle olmaz, şöyle olur diye ama yok kardeşim herifler kafasız. Genelkurmay başkanlarınıın tekmiline birden anlattım bu işin nasıl çözüleceğini ama onların da kafaları basmadı. Siyasetçiler derseniz kapımdan ayrılmazlar fikrimi almak için ama iş uygulamaya geldi mi ara ki bulasın heirfleri. Yani adam olmaz bu herifler. 78457 kere ne zaman adam oluruz diye yazdım bıktım artık. Benim aralarında ne işim var bu adamların kardeşim?
HINCAL ULUÇ: Eskiden olsa, Ecvet Güresin, Bedii Faik, Burhan Felek oturur Kürt meselesini bir günde çözerdi. Nerede eski gazeteciler. Şimdiki gazetecilerden hiçbir şey olmaz. Ha bu arada, Yasemin! Svveetheart'a haber ver, Modern Folk Üçlüsü akşam konsere bekliyor.
'GÜNERİ CIVAOĞLU: Ben öyle her toplantıya her gazeteciyle gitmem. Ekibim var, Reha olacak, Mehmet olacak. Çalıştay listesine baktım, bizim ekipten kimse yok.
Üstelik Paris'te de değil. Allah bilir şarap, ıstakoz da yoktur.
ERTUĞRUL ÖZKÖK: Bu konunun fitilini zaten ben yakmışım. Apo'nun avukatlarını ben yazmasam, kim tartışmaya cesaret ederdi. Üzerime düşeni yaptım yani. Şimdi Ankara'da gidip gustosu, aurosu olmayanlarla konuşamam.
BEKİR COŞKUN: Ben bunların Çankaya'daki 1 numarasına bile "Benim Cumhurbaşkanım değil" diyorum, anlamıyorlar, kalkmış bakan beni çağırmış.
Laikliği yıkmanın odağı oldula', şimdi ülkeyi bölecekler, yandaş arıyorlar.
UĞUR DÜNDAR: Böyle bir toplantı yapacaksan, canlı yayınlayacağın ve oturumun yönetimini de bana vereceksin arkadaş. Yoksa havanda su döversin. Zaten bunlara Ergenekon iddianamesinden gıcığım.
REHA MUHTAR: Her gün yazıyorum, sanki yazan ben değilmişim gibi bir de çalıştaya çağırıyorlar. Alın okuyun. İşim mi yok, gelip bir de size anlatacağım. Zaten iki bebekle uğraşmaktan imanım gevremiş.
DİLEK ÖNDER: Allah Allah, davetiyeyi görünce gözlerime inanamadım. Tam da o gün, asansörde tecavüze uğrayan damacananın ağzını ölçmüştüm, 4.5 cm çıkmıştı. Kürt Çalıştayı'nda aşk mı konuşacaklar bunlar şekerim?
AYŞE ARMAN: Dubai çölünde ciple yanlış yöne giderken telefon çaldı. İçişleri'nden arıyorlarmış, Kürt Çalıştayı'na çağırıyorlarmış. Hamiş, tesettüre girdiğim için bana kızgınlar ya, vallahi kamera şakası sandım.
SERDAR TURGUT: Bizim İsmail'e anlatıp duruyorum, bu Kürt meseleleriyle gazete satmaz diye. Biraz hayat, stil, aşk, mastürbasyon olmalı. Bunu söyleyen ben değilmişim gibi Kürt Çalıştayı çıkarmışlar.
Nevv York'ta olsa gitmem.
AHMET HAKAN: Kendimi Prof. Azmi Hamzaoğlu'nun ellerine teslim etmiş, narkozdan bayılmışken, aram şiar. Telefonu da, o baygın gözlü hemşire açmış, "Ahmet Bey nasıl gelsin, şimdi ameliyatta" demiş.
MUTLU TÖNBEKİCİ: Ayol Bodrum'da laptop'un tamiri için kan ter içinde koştururken telefon çaldı. Ben bizim gazetenin santralı sandım. "Gelemem canım" dedim, zaten bugünlerde manita burnundan soluyor. Onu bırakamam.
EMRE AKÖZ: Durun baba ya, zaten Alevilerle papaz olduk. Başımıza birde Kürtleri çıkarmayın. Hem şimci o toplantıda Talisker filan da vermezsiniz. Ayranı dayarsınız önümüze. Bu sıcakta ayran mayran hiç çekemem.
(Değerli meslektaşlarımın affına sığınıyorum.)
Doğan Satmış, 4 Ağustos 2009, Habertürk
FATİH ALTAYLI: Ben bunları yüz yıldır söylüyorum ama dinleyen kim. Apo'ya da kaç kere söyledim böyle olmaz, şöyle olur diye ama yok kardeşim herifler kafasız. Genelkurmay başkanlarınıın tekmiline birden anlattım bu işin nasıl çözüleceğini ama onların da kafaları basmadı. Siyasetçiler derseniz kapımdan ayrılmazlar fikrimi almak için ama iş uygulamaya geldi mi ara ki bulasın heirfleri. Yani adam olmaz bu herifler. 78457 kere ne zaman adam oluruz diye yazdım bıktım artık. Benim aralarında ne işim var bu adamların kardeşim?
HINCAL ULUÇ: Eskiden olsa, Ecvet Güresin, Bedii Faik, Burhan Felek oturur Kürt meselesini bir günde çözerdi. Nerede eski gazeteciler. Şimdiki gazetecilerden hiçbir şey olmaz. Ha bu arada, Yasemin! Svveetheart'a haber ver, Modern Folk Üçlüsü akşam konsere bekliyor.
'GÜNERİ CIVAOĞLU: Ben öyle her toplantıya her gazeteciyle gitmem. Ekibim var, Reha olacak, Mehmet olacak. Çalıştay listesine baktım, bizim ekipten kimse yok.
Üstelik Paris'te de değil. Allah bilir şarap, ıstakoz da yoktur.
ERTUĞRUL ÖZKÖK: Bu konunun fitilini zaten ben yakmışım. Apo'nun avukatlarını ben yazmasam, kim tartışmaya cesaret ederdi. Üzerime düşeni yaptım yani. Şimdi Ankara'da gidip gustosu, aurosu olmayanlarla konuşamam.
BEKİR COŞKUN: Ben bunların Çankaya'daki 1 numarasına bile "Benim Cumhurbaşkanım değil" diyorum, anlamıyorlar, kalkmış bakan beni çağırmış.
Laikliği yıkmanın odağı oldula', şimdi ülkeyi bölecekler, yandaş arıyorlar.
UĞUR DÜNDAR: Böyle bir toplantı yapacaksan, canlı yayınlayacağın ve oturumun yönetimini de bana vereceksin arkadaş. Yoksa havanda su döversin. Zaten bunlara Ergenekon iddianamesinden gıcığım.
REHA MUHTAR: Her gün yazıyorum, sanki yazan ben değilmişim gibi bir de çalıştaya çağırıyorlar. Alın okuyun. İşim mi yok, gelip bir de size anlatacağım. Zaten iki bebekle uğraşmaktan imanım gevremiş.
DİLEK ÖNDER: Allah Allah, davetiyeyi görünce gözlerime inanamadım. Tam da o gün, asansörde tecavüze uğrayan damacananın ağzını ölçmüştüm, 4.5 cm çıkmıştı. Kürt Çalıştayı'nda aşk mı konuşacaklar bunlar şekerim?
AYŞE ARMAN: Dubai çölünde ciple yanlış yöne giderken telefon çaldı. İçişleri'nden arıyorlarmış, Kürt Çalıştayı'na çağırıyorlarmış. Hamiş, tesettüre girdiğim için bana kızgınlar ya, vallahi kamera şakası sandım.
SERDAR TURGUT: Bizim İsmail'e anlatıp duruyorum, bu Kürt meseleleriyle gazete satmaz diye. Biraz hayat, stil, aşk, mastürbasyon olmalı. Bunu söyleyen ben değilmişim gibi Kürt Çalıştayı çıkarmışlar.
Nevv York'ta olsa gitmem.
AHMET HAKAN: Kendimi Prof. Azmi Hamzaoğlu'nun ellerine teslim etmiş, narkozdan bayılmışken, aram şiar. Telefonu da, o baygın gözlü hemşire açmış, "Ahmet Bey nasıl gelsin, şimdi ameliyatta" demiş.
MUTLU TÖNBEKİCİ: Ayol Bodrum'da laptop'un tamiri için kan ter içinde koştururken telefon çaldı. Ben bizim gazetenin santralı sandım. "Gelemem canım" dedim, zaten bugünlerde manita burnundan soluyor. Onu bırakamam.
EMRE AKÖZ: Durun baba ya, zaten Alevilerle papaz olduk. Başımıza birde Kürtleri çıkarmayın. Hem şimci o toplantıda Talisker filan da vermezsiniz. Ayranı dayarsınız önümüze. Bu sıcakta ayran mayran hiç çekemem.
(Değerli meslektaşlarımın affına sığınıyorum.)
Doğan Satmış, 4 Ağustos 2009, Habertürk
Bahçeli Başbakan'a sataşabilir mi?!
Geçtiğimiz günlerde, PKK zade DTP hatunlarından bir vekil hanım Başbakan’ın “kellesini almaktan” söz ediyordu!.. Esip savurduğu mekan çok ilginçti, Kato Dağı.. Bu dağ başı malum, eşkıya yatağıdır.. Bir de “Koyun kırkma festivali” mekanı.. Bakmayınız adının “Koyun kırkma” olduğuna, isim geleneksel, geçmişten geliyor ama şimdi bu festival PKK militanlarının bir araya gelip devlete kafa tutma, gövde gösterisi yapma yerine çevrilmiş bulunuyor!..
İşte o kadın da orada, eşkıya sürüsünü gaza getiriyordu...
Meseleyi öğrenince aklıma ne geldi dersiniz?!.
Erciyes’de her yıl yapılan geleneksel “Zafer Kurultayları” artık yapılmıyor biliyorsunuz... Bay Bahçeli öyle uygun gördüğü için!..
Kato Dağı’nda Eşkıya dört bir yana nara salarken, Erciyes sus pus!.. Bay Bahçeli, “Bizi sokağa çekemezler” modunda tutarlı siyasetçi ya!..
Gene geçtiğimiz günlerde seyrettiğimiz tv manzaralarından aktaralım...
PKK ve Apo yoluna paspas parti bakıyorsunuz memleketin dört bir tarafında pıtırak gibi... DTP Çanakkale ve Edirne’de kongre yapıyor, partinin adamları bu kongrelerde mesajlarını veriyorlar...
Beri tarafta öğreniyoruz ki; Bay Bahçeli Diyarbakır’da partiyi kapatmış!.. (Iğdır’daki vaziyeti hiç hatırlatmayayım!)
Sen ne yaptın?
Ama muhterem “sağa çektiğini, sol şeridi boşaltıp yol verdiğini” bile fark etmiyorcasına sallıyor!.. Kime?.. Başbakan Erdoğan’a...
İyi de beyim zatınız ne işle iştigal içindesiniz?!.
“Bizi sokağa dökemezler..!”
Afferim; oturun evde kısmetinizi bekleyin..!Nasıl olsa günün birinde bir beyaz atlı, Ecevit ve de atın terkisinde Mesut gelirler sizi de ihya ederler, kısmetiniz hayır olsun!..
Memleketin yangın yeri haline tepeden bakacaksın, ne iş yaptığın meçhul (Pardon, başkanlığı kurtarma gayreti var) arada bir elinde kağıt, surat bir karış, kaş çatık elini kolunu sallaya sallaya bağırıp çağıracaksın!.. Bir parti içi muhaliflere göz dağı, iki Başbakan Erdoğan’a salvo!.. İşlem tamam.. Surat felaket, zaten imaj “sinirli adamlar partisi, ilişmeyelim!”; kaşlar çatık olunca söylediklerini de ahali “memleketin hayrına öfke!” diye yorumlayacak amaç hasıl olacak!..
Ama şöyle bir durum var...
PKK çetesi, başındaki Apo, tüm düşman efradı, kendilerine öncelikli hedef olarak Tayyip Erdoğan’ı gösteriyorlar... Zatınız hiç de öyle “tehlike” sayılmıyorsunuz onlar için!..
Bu ne iş!?
Sicil ne der?!
Tayip Erdoğan’ın sicilinde “Gel bakalım Hasip..” muhabbeti var mı?!.
Ya da, “Sincan Uygur Bölgesi”nde hem de katliam günlerinde, DTP’li ile karşılıklı göbek atıp gerdan kıran Ak Partili var mı peki?!.
Eşkıyabaşının urgan konusu artık ucuz hatırlatma olabilir diye burada bahsetmeyeceğim bile...
Bu mesele ile ilgili herkes konuşuyor da, MHP’nin tepesindeki Bahçeli’nin söylediklerine, samimi olduğuna bendeniz asla neden inanmıyorum!!?
Kendileri “MHP’nin bu ihanet senaryolarında rol alması hiçbir şart altında düşünülemeyecektir” demiş bulunuyorlar.. 2000 li yılları hatırlıyorum.. İktidarın AB ile al takke ver külah meselelerinin başladığı dönemleri.. Şu telekom, enerji hatları meseleleri... Ecevit’in arkasında uslu uslu sigaraya takılmalar, Derviş’e teslim olmalar..!
Senaryoların zamanımıza uzayan parçaları yok mu?!
Çankaya’yı kim seçti?!.
Biraz sandıktan da söz edelim... Bahçeli Bey sandıktan nasıl zuhur ediyor, hangi beceri ile?!..
Millet partisine neden oy veriyor, biliyor mu?!.
Hangi müthiş çözüm planı, hangi programı oy topluyor..?
Partinin geleneksel misyonu...
Ülke üzerinde dolaşan kara bulutlar, bölücü saldırı, daha açık deyimle PKK olmasa kim oy verir oraya, kim?!
Şimdi burada soruyorum, neredeyse iki yıldır memleket “Ergenekon” diye hop oturup kalkıyor..! Bu beyefendi nerede?.. Bırakın dava içerisindekilerle ilgili fikir beyan etmesini... Ergenekon isminin korunması için insan tek bir kelime etmez mi?!
Arada bir çıkacaksın Başbakan’a çakacaksın..
Ne o ?.. Beyimiz memleketi koruma kollama görevi yapıyor!..
PKK yakında Erciyes’de şenlik yapar; siz de gider şeref konuğu olursunuz artık!!.
Behiç Kılıç, 4 Ağustos 2009, Yeniçağ
Not: Bu adamın ilk defa bir yazısını yayınlıyorum, takdire şayan sanki.
İşte o kadın da orada, eşkıya sürüsünü gaza getiriyordu...
Meseleyi öğrenince aklıma ne geldi dersiniz?!.
Erciyes’de her yıl yapılan geleneksel “Zafer Kurultayları” artık yapılmıyor biliyorsunuz... Bay Bahçeli öyle uygun gördüğü için!..
Kato Dağı’nda Eşkıya dört bir yana nara salarken, Erciyes sus pus!.. Bay Bahçeli, “Bizi sokağa çekemezler” modunda tutarlı siyasetçi ya!..
Gene geçtiğimiz günlerde seyrettiğimiz tv manzaralarından aktaralım...
PKK ve Apo yoluna paspas parti bakıyorsunuz memleketin dört bir tarafında pıtırak gibi... DTP Çanakkale ve Edirne’de kongre yapıyor, partinin adamları bu kongrelerde mesajlarını veriyorlar...
Beri tarafta öğreniyoruz ki; Bay Bahçeli Diyarbakır’da partiyi kapatmış!.. (Iğdır’daki vaziyeti hiç hatırlatmayayım!)
Sen ne yaptın?
Ama muhterem “sağa çektiğini, sol şeridi boşaltıp yol verdiğini” bile fark etmiyorcasına sallıyor!.. Kime?.. Başbakan Erdoğan’a...
İyi de beyim zatınız ne işle iştigal içindesiniz?!.
“Bizi sokağa dökemezler..!”
Afferim; oturun evde kısmetinizi bekleyin..!Nasıl olsa günün birinde bir beyaz atlı, Ecevit ve de atın terkisinde Mesut gelirler sizi de ihya ederler, kısmetiniz hayır olsun!..
Memleketin yangın yeri haline tepeden bakacaksın, ne iş yaptığın meçhul (Pardon, başkanlığı kurtarma gayreti var) arada bir elinde kağıt, surat bir karış, kaş çatık elini kolunu sallaya sallaya bağırıp çağıracaksın!.. Bir parti içi muhaliflere göz dağı, iki Başbakan Erdoğan’a salvo!.. İşlem tamam.. Surat felaket, zaten imaj “sinirli adamlar partisi, ilişmeyelim!”; kaşlar çatık olunca söylediklerini de ahali “memleketin hayrına öfke!” diye yorumlayacak amaç hasıl olacak!..
Ama şöyle bir durum var...
PKK çetesi, başındaki Apo, tüm düşman efradı, kendilerine öncelikli hedef olarak Tayyip Erdoğan’ı gösteriyorlar... Zatınız hiç de öyle “tehlike” sayılmıyorsunuz onlar için!..
Bu ne iş!?
Sicil ne der?!
Tayip Erdoğan’ın sicilinde “Gel bakalım Hasip..” muhabbeti var mı?!.
Ya da, “Sincan Uygur Bölgesi”nde hem de katliam günlerinde, DTP’li ile karşılıklı göbek atıp gerdan kıran Ak Partili var mı peki?!.
Eşkıyabaşının urgan konusu artık ucuz hatırlatma olabilir diye burada bahsetmeyeceğim bile...
Bu mesele ile ilgili herkes konuşuyor da, MHP’nin tepesindeki Bahçeli’nin söylediklerine, samimi olduğuna bendeniz asla neden inanmıyorum!!?
Kendileri “MHP’nin bu ihanet senaryolarında rol alması hiçbir şart altında düşünülemeyecektir” demiş bulunuyorlar.. 2000 li yılları hatırlıyorum.. İktidarın AB ile al takke ver külah meselelerinin başladığı dönemleri.. Şu telekom, enerji hatları meseleleri... Ecevit’in arkasında uslu uslu sigaraya takılmalar, Derviş’e teslim olmalar..!
Senaryoların zamanımıza uzayan parçaları yok mu?!
Çankaya’yı kim seçti?!.
Biraz sandıktan da söz edelim... Bahçeli Bey sandıktan nasıl zuhur ediyor, hangi beceri ile?!..
Millet partisine neden oy veriyor, biliyor mu?!.
Hangi müthiş çözüm planı, hangi programı oy topluyor..?
Partinin geleneksel misyonu...
Ülke üzerinde dolaşan kara bulutlar, bölücü saldırı, daha açık deyimle PKK olmasa kim oy verir oraya, kim?!
Şimdi burada soruyorum, neredeyse iki yıldır memleket “Ergenekon” diye hop oturup kalkıyor..! Bu beyefendi nerede?.. Bırakın dava içerisindekilerle ilgili fikir beyan etmesini... Ergenekon isminin korunması için insan tek bir kelime etmez mi?!
Arada bir çıkacaksın Başbakan’a çakacaksın..
Ne o ?.. Beyimiz memleketi koruma kollama görevi yapıyor!..
PKK yakında Erciyes’de şenlik yapar; siz de gider şeref konuğu olursunuz artık!!.
Behiç Kılıç, 4 Ağustos 2009, Yeniçağ
Not: Bu adamın ilk defa bir yazısını yayınlıyorum, takdire şayan sanki.
6 Ağustos 2008 Çarşamba
Anıtkabir farizası
Ahmedinecad bizim buralara gelecek ya, adam şeriatçı tabii, Anıtkabir'e gitmek istememiş, bizimkiler de bir "hile-i şeriye" uydurmuşlar, resmi ziyaretin adını "çalışma ziyareti" yapmışlar, böylece Anıtkabir "tavafı" zorunlu olmaktan çıkmış, Türkİran ilişkileri kurtulmuş! (Şunu "Necad" mı yazacağız, "Nejad" mı yahu, bir karar verin!)
Bütün bunlara gülecekleri yerde kızıyorlar bazı arkadaşlar...
Ahmedinecad'a küfür etseler "Amerikancı" görünecekler, onu pek yapamıyorlar. En fazla, "İstanbul'da cuma namazı kılacakmış, vay kıro vay" gibilerden küçümsüyorlar (sonra da "niçin bizim parti hiçbir seçimi kazanamıyor" diye şaşarlar.)
Onun yerine, alavere dalavere, dönüp hükümete giydirmece...
Çok haklı olarak da diyorlar ki, bu iş yalnızca bir mezar ziyaretinden ibaret değildir, ülkemize gelen yabancı bir devlet adamının Anıtkabir'e gitmesi, "Türkiye Cumhuriyeti'ne saygı belirtisidir" ...
Bu saygıyı da elbette herkesten bekleriz! Buraya kadar tamam. Ama bizim politikacı da Ayetullah Humeyni türbesine gidecek Tahran'a yolu düşerse, onlar da saygı beklerler! Var mısınız? (Devletlerarası ilişkilerde "mütekabiliyet esası" var ya...)
Bu arkadaşların, kendi kendilerine bazı sorular daha sormaları gerekir...
Niçin herhangi bir çağdaş ve ileri devletin resmi protokolunda, "yabancıları zorla kurucusunun mezarına götürmek" yoktur?
Daha doğrusu, niçin başka herhangi bir devletin "şahıs" olarak "kurucusu" yoktur? Niçin başka herhangi bir devlet, kendi varlığını "tek adamla" açıklamamakta ve tanımlamamaktadır? Düşman işgalinden kurtarılmış tek ülke Türkiye midir? Rejim değiştirmiş tek ülke Türkiye midir? George Washington "kurucu" mudur yoksa yalnızca "ilk başkan" mı?
Birkaç kişi var, diyelim... Niçin bu adamların mezarları "turistik merak alanları" olarak bırakılmıştır da resmi hüviyet kazanmamıştır? Geçen yüzyılda Sovyetler Birliği'ne gelip giden hiçbir resmi ziyaretçinin (hangi siyasi renkten olursa olsun) kolundan tutulup Lenin "mozolesine" zorla götürüldüğünü ben duymadım.
İsterseniz soruyu şöyle de çevirip sorayım: Niçin o adamların birer mezarı vardır da bunlar "mozole" değildir?
Diktatörün mozolesi olur, Lenin'in, onun hemen yanında kısa bir süre, üç yıl kadar da Stalin'in... Hitler'in de, Mussolini'nin de olacaktı, savaşı kazansalardı...
İmparatorun mozolesi olur, Avgustus'un, Hadrianus'un (Roma'daki Castel Sant'Angelo'nun dibi...)
Fransa, Napoleon'a bile mozole yapmamıştır da, onu Malul Gaziler Yurdu'nun (Invalides) kilisesinin kubbesinin altına gömüvermiştir. Charles de Gaulle, köyünün kilisesinin avlusunda yatmaktadır.
Ona bakarsanız bana Hitler döneminde Almanya'da Hitler heykeli de gösteremezsiniz, yalnızca büstleri vardı... Üzerinde Hitler resmi olan hiçbir Reichsmark banknotu da gösteremezsiniz, gamalı haç vardı, o da her "kupürde" değil.
Siz, Anıtkabir'i tapınağa çevirdiniz, Nutuk'u kutsal kitaba çevirdiğiniz gibi. Her gelip gidenden de, sevsin sevmesin, istesin istemesin, orada "arz-ı übudiyet" etmesini bekliyorsunuz.
Bu, geri kalmışlıktır, "batılı" geçinen arkadaşların hiç hoşlanmayacakları üzere "doğululuktur".
Roma'ya resmi bir ziyarette bulunup Octavianus ve Marcus Antonius'la görüşmeler yapan Mısır kraliçesi Kleopatra, kendi tanrıları olmasa, onlara inanmasa bile çeşitli Roma tanrılarının sunaklarında kurbanlar kesmiş, dualar etmişti... Bu, yüce Roma'ya bir saygı gösterisiydi...
Ben aradan 2048 yıl geçtiğini sanıyordum.
06.08.2008
Engin Ardıç, Sabah
Bütün bunlara gülecekleri yerde kızıyorlar bazı arkadaşlar...
Ahmedinecad'a küfür etseler "Amerikancı" görünecekler, onu pek yapamıyorlar. En fazla, "İstanbul'da cuma namazı kılacakmış, vay kıro vay" gibilerden küçümsüyorlar (sonra da "niçin bizim parti hiçbir seçimi kazanamıyor" diye şaşarlar.)
Onun yerine, alavere dalavere, dönüp hükümete giydirmece...
Çok haklı olarak da diyorlar ki, bu iş yalnızca bir mezar ziyaretinden ibaret değildir, ülkemize gelen yabancı bir devlet adamının Anıtkabir'e gitmesi, "Türkiye Cumhuriyeti'ne saygı belirtisidir" ...
Bu saygıyı da elbette herkesten bekleriz! Buraya kadar tamam. Ama bizim politikacı da Ayetullah Humeyni türbesine gidecek Tahran'a yolu düşerse, onlar da saygı beklerler! Var mısınız? (Devletlerarası ilişkilerde "mütekabiliyet esası" var ya...)
Bu arkadaşların, kendi kendilerine bazı sorular daha sormaları gerekir...
Niçin herhangi bir çağdaş ve ileri devletin resmi protokolunda, "yabancıları zorla kurucusunun mezarına götürmek" yoktur?
Daha doğrusu, niçin başka herhangi bir devletin "şahıs" olarak "kurucusu" yoktur? Niçin başka herhangi bir devlet, kendi varlığını "tek adamla" açıklamamakta ve tanımlamamaktadır? Düşman işgalinden kurtarılmış tek ülke Türkiye midir? Rejim değiştirmiş tek ülke Türkiye midir? George Washington "kurucu" mudur yoksa yalnızca "ilk başkan" mı?
Birkaç kişi var, diyelim... Niçin bu adamların mezarları "turistik merak alanları" olarak bırakılmıştır da resmi hüviyet kazanmamıştır? Geçen yüzyılda Sovyetler Birliği'ne gelip giden hiçbir resmi ziyaretçinin (hangi siyasi renkten olursa olsun) kolundan tutulup Lenin "mozolesine" zorla götürüldüğünü ben duymadım.
İsterseniz soruyu şöyle de çevirip sorayım: Niçin o adamların birer mezarı vardır da bunlar "mozole" değildir?
Diktatörün mozolesi olur, Lenin'in, onun hemen yanında kısa bir süre, üç yıl kadar da Stalin'in... Hitler'in de, Mussolini'nin de olacaktı, savaşı kazansalardı...
İmparatorun mozolesi olur, Avgustus'un, Hadrianus'un (Roma'daki Castel Sant'Angelo'nun dibi...)
Fransa, Napoleon'a bile mozole yapmamıştır da, onu Malul Gaziler Yurdu'nun (Invalides) kilisesinin kubbesinin altına gömüvermiştir. Charles de Gaulle, köyünün kilisesinin avlusunda yatmaktadır.
Ona bakarsanız bana Hitler döneminde Almanya'da Hitler heykeli de gösteremezsiniz, yalnızca büstleri vardı... Üzerinde Hitler resmi olan hiçbir Reichsmark banknotu da gösteremezsiniz, gamalı haç vardı, o da her "kupürde" değil.
Siz, Anıtkabir'i tapınağa çevirdiniz, Nutuk'u kutsal kitaba çevirdiğiniz gibi. Her gelip gidenden de, sevsin sevmesin, istesin istemesin, orada "arz-ı übudiyet" etmesini bekliyorsunuz.
Bu, geri kalmışlıktır, "batılı" geçinen arkadaşların hiç hoşlanmayacakları üzere "doğululuktur".
Roma'ya resmi bir ziyarette bulunup Octavianus ve Marcus Antonius'la görüşmeler yapan Mısır kraliçesi Kleopatra, kendi tanrıları olmasa, onlara inanmasa bile çeşitli Roma tanrılarının sunaklarında kurbanlar kesmiş, dualar etmişti... Bu, yüce Roma'ya bir saygı gösterisiydi...
Ben aradan 2048 yıl geçtiğini sanıyordum.
06.08.2008
Engin Ardıç, Sabah
26 Eylül 2007 Çarşamba
En ciddi tehdit ve tehlike liberal demokrasidir…
Cumhuriyet rejimini hedef almış bulunan en büyük tehlike ve tehdidin ne şeriatçılıktan ne de bölücülükten geldiğini nihayet saptamış bulunuyoruz.
Bu tehdidin adı “liberal demokrasi”dir ve başı görüldüğü her yerde ezilmelidir.
Türk toplumunun anayasal bir demokrasiye sahip olması ve bu anayasanın “Kuvvetler ayrılığı”nı esas alması, kabul edilebilecek bir durum değildir.
“Hukukun üstünlüğü” de, temel hakların ve özgürlüklerin üstün değerler olarak kabul edilmesi de, bizim “rejim”imizi sarsar, çürütür.
Haklı rekabete dayalı serbest pazar ekonomisi, “devletçilik”in anti-tezi olduğu için kabul edilemez.
Laiklik, din ile devletin ayrı olması değil, devletin dinin efendisi olmasıdır. Laikliği “vicdan ve inanç özgürlüğü” biçiminde anlayan liberal demokrasi, elbet de reddedilmelidir.
Her çeşit otoriter ve totaliter düzenin karşısında bulunmak ve “ideolojik devlet”in yanlış olduğunu söylemek, doğrudan “rejim”in değişmesini istemek değil midir?
Çok ileri gidiyorlar
Liberal demokratlar, bu söylediklerimizi savunmakla da kalmıyorlar.
Seçim sonuçlarına saygılı olmak gerektiğini ileri sürmeye kadar da dayandırıyorlar hezeyanlarını. TBMM’de yeterli çoğunluğa sahip olan siyasi partilerin, yasa ve anayasa yapmak ve hatta cumhurbaşkanı seçmek gibi hakları olduğunu bile iddia ediyorlar.
Bununla da kalmıyorlar.
Başı açık olanlar gibi başı kapalı olan kadınların da eğitim hakkından eşit biçimde yararlanmalı gerektiğini savunuyorlar.
Devletin millete değil milletin devlete hizmet etmesi gerektiğini söylüyorlar.
Birey merkezli bir dünya istiyorlar.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi Avrupa Birliği ile entegrasyonu destekliyorlar ve “Kopenhag Kriterleri”nin Türkiye’de üst değerler olarak benimsenmesini savunuyorlar.
“Liberal demokrasi” nasıl Sovyetler Birliği’nde veya İran’ın Humeynici teokrasisinde reddedildiyse, bizde de reddedilmelidir.
Taliban Afganistan’ı veya Suudi Arabistan mı, yoksa Saddam Irak’ı mı liberal demokratlara hayat hakkı tanıdılar ki, biz bunları kabullenelim.
Biz “Batılı” olmak istiyoruz ama ne İngiltere, ne Fransa, ne de İskandinav ülkeleri bize model olamaz. Batı sadece liberal demokrasiden mi ibaret? Batı’da Hitler de var, Mussolini de, Franco da, Salazar da var. Ayrıca Çavuşesku olmasaydı Romanya, Jivkov olmasaydı Bulgaristan şimdi Avrupa Birliği üyesi olabilirler miydi? Yunanistan’ı “Albaylar Cuntası” çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmadı mı?
Pazarları asla
Açık ve seçik koyalım meseleyi ortaya.
Bu liberal demokratlar, Türkiye’nin gelişmiş, uygar dünya ile kaynaşmış, hukukun üstün, idarenin şeffaf olduğu bir ülke konumunda bulunmasını hayal ediyorlar. AK Parti iktidarını da bu yönde ilerlemesi, Avrupa Birliği’ne uyum çalışmalarını hızlandırması için baskı altında tutuyorlar.
Bu nasıl kabul edilebilir ki?
Bu liberal demokratlar yüzünden AK Parti’nin gizli emelleri perdeleniyor. Bu nedenle rahat rahat “darbe istiyoruz” bile diyemiyoruz.
Bunlar adımızı “demokrasi düşmanı”na çıkardılar.
Bu noktada “Biz kimiz” diye sorarsanız, buna da cevap verelim:
- Biz Ertuğrul Özkök ve arkadaşlarıyız. Biz haftanın altı günü Ankaralı, pazar günleri de dünyalı olmaya çalışanlarız. Hafta arası liberal demokratları, pazar günleri de şarap markalarını listeleriz. Biz “Pazarları asla” şarkısını söyleyenlerdeniz. Haftada bir gün Batılı olabiliriz.
Mehmet Barlas - 26.09.2007
Bu tehdidin adı “liberal demokrasi”dir ve başı görüldüğü her yerde ezilmelidir.
Türk toplumunun anayasal bir demokrasiye sahip olması ve bu anayasanın “Kuvvetler ayrılığı”nı esas alması, kabul edilebilecek bir durum değildir.
“Hukukun üstünlüğü” de, temel hakların ve özgürlüklerin üstün değerler olarak kabul edilmesi de, bizim “rejim”imizi sarsar, çürütür.
Haklı rekabete dayalı serbest pazar ekonomisi, “devletçilik”in anti-tezi olduğu için kabul edilemez.
Laiklik, din ile devletin ayrı olması değil, devletin dinin efendisi olmasıdır. Laikliği “vicdan ve inanç özgürlüğü” biçiminde anlayan liberal demokrasi, elbet de reddedilmelidir.
Her çeşit otoriter ve totaliter düzenin karşısında bulunmak ve “ideolojik devlet”in yanlış olduğunu söylemek, doğrudan “rejim”in değişmesini istemek değil midir?
Çok ileri gidiyorlar
Liberal demokratlar, bu söylediklerimizi savunmakla da kalmıyorlar.
Seçim sonuçlarına saygılı olmak gerektiğini ileri sürmeye kadar da dayandırıyorlar hezeyanlarını. TBMM’de yeterli çoğunluğa sahip olan siyasi partilerin, yasa ve anayasa yapmak ve hatta cumhurbaşkanı seçmek gibi hakları olduğunu bile iddia ediyorlar.
Bununla da kalmıyorlar.
Başı açık olanlar gibi başı kapalı olan kadınların da eğitim hakkından eşit biçimde yararlanmalı gerektiğini savunuyorlar.
Devletin millete değil milletin devlete hizmet etmesi gerektiğini söylüyorlar.
Birey merkezli bir dünya istiyorlar.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi Avrupa Birliği ile entegrasyonu destekliyorlar ve “Kopenhag Kriterleri”nin Türkiye’de üst değerler olarak benimsenmesini savunuyorlar.
“Liberal demokrasi” nasıl Sovyetler Birliği’nde veya İran’ın Humeynici teokrasisinde reddedildiyse, bizde de reddedilmelidir.
Taliban Afganistan’ı veya Suudi Arabistan mı, yoksa Saddam Irak’ı mı liberal demokratlara hayat hakkı tanıdılar ki, biz bunları kabullenelim.
Biz “Batılı” olmak istiyoruz ama ne İngiltere, ne Fransa, ne de İskandinav ülkeleri bize model olamaz. Batı sadece liberal demokrasiden mi ibaret? Batı’da Hitler de var, Mussolini de, Franco da, Salazar da var. Ayrıca Çavuşesku olmasaydı Romanya, Jivkov olmasaydı Bulgaristan şimdi Avrupa Birliği üyesi olabilirler miydi? Yunanistan’ı “Albaylar Cuntası” çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmadı mı?
Pazarları asla
Açık ve seçik koyalım meseleyi ortaya.
Bu liberal demokratlar, Türkiye’nin gelişmiş, uygar dünya ile kaynaşmış, hukukun üstün, idarenin şeffaf olduğu bir ülke konumunda bulunmasını hayal ediyorlar. AK Parti iktidarını da bu yönde ilerlemesi, Avrupa Birliği’ne uyum çalışmalarını hızlandırması için baskı altında tutuyorlar.
Bu nasıl kabul edilebilir ki?
Bu liberal demokratlar yüzünden AK Parti’nin gizli emelleri perdeleniyor. Bu nedenle rahat rahat “darbe istiyoruz” bile diyemiyoruz.
Bunlar adımızı “demokrasi düşmanı”na çıkardılar.
Bu noktada “Biz kimiz” diye sorarsanız, buna da cevap verelim:
- Biz Ertuğrul Özkök ve arkadaşlarıyız. Biz haftanın altı günü Ankaralı, pazar günleri de dünyalı olmaya çalışanlarız. Hafta arası liberal demokratları, pazar günleri de şarap markalarını listeleriz. Biz “Pazarları asla” şarkısını söyleyenlerdeniz. Haftada bir gün Batılı olabiliriz.
Mehmet Barlas - 26.09.2007
20 Ağustos 2007 Pazartesi
Hoşgeldin! Toros Memeli Sincabım İttir Git! Gazkaçıran Adam - Perihan Mağden
Hoşgeldin. Yurdumuza hoşgeldin, ayımıza yıldızımıza, altı okumuza, dumanlı başımıza hoşgeldin.
Toros Yer Sincabım.
Hoşgeldin Memelim. Hoşgeldin karagözlüm.
Sefalar getirdin. Dağlarıma meme getirdin.
Sincabım. Toros Yer Sincabım. Yurdumdan canlım.
Dün gece Anjelik sabaha kadar ağladı.
Neden mi?
Hani kliniğine adını verdiğim, açılışını yaptığım hayvandoktoru seni küçük bir kafesin içinde hediye etti ya bize.
"Neden o kafeste? Neden biz kafeste değiliz? Kafeslenmiş miyiz? Neyiz? Neyiz?" diye sabaha kadar ağladı.
Anjelim, meleksivilim, kadınım; muasır medeniyetten gelenim.
Ağlama; vahşi topraklar buraları.
Çıkarırız Memelimimizi kafesinden, ya da bizler de kafese gireriz. Burası da bir kafes değil mi?
Kadını için kafes, çocuğu için kafes, dedesi için kafes. Yeter!
Atam için, Atam için bir nefes!
Ağlama Anjelim. Sen de o çekik kara gözlerini boz sincap suratından gözlerime dikme Memelim Sincabım. Toros Yer Sincabım.
Dayanamam. Sana kıyamam.
Anjelim sabahlara kadar ağladı.
Brükselli. Onun geldiği topraklar ılgıt ılgıt laikçilik kokar, medeniyet kokar.
Onun geldiği yerlerde çember sakallı adamlar yok, karaçarşaflı kadınlar yok, umacılar yok, Gulyabaniler yok.
Hansel var, Gretel var, Heidi, Peter, Pinokyo, Dumbo.
Torosum. Sincabım. Toros Yer Sincabım.
Sen en yükseklere layıksın. Atamın bizim için işaret ettiği adaya.
Dünyadan kopuk. Bir tek başımıza. Sap gibi.
Başımızda Başkumandanımız. Askeriyemiz.
Örtünmek yasak. Örtünenleri atsınlar kafese. Çeksinler kapkara bir perde.
Görmesin onları ağlamaktan, kaygılanmaktan puf puf olmuş Anjeliğimin gözleri.
Anjelim. Melekmedeniyetlim. Brüksellim.
Sincabım. Memelim. Toros Yer Sincabım.
Senin gezdiğin yaylalar eskisi gibi değil. Onun için Veteriner Kemal Dolar amcan kafese koydu da verdi seni bana.
O dağlarda, memleket yaylalarında, Ankaramın sokaklarında Kara Niyetli Adamlar dolaşıyor.
Kara Niyetli Karıları altlarında arabalar, oraya buraya gidiyorlar. Ehliyet bile alıyorlar. Ne cüretle? Neye dayanarak?
Sincabım. Toros Yer Sincabım. 162 memeliden Atamın topraklarında yaşayan, 1 adetim.
Spermophilus Toronsensisim; karagözlüm. Bahtı karam. Bozkızıl tüylüm.
Anjelimin geldiği topraklarda Gazınıkaçıran Adam yok.
Anjelim ağlıyor buralarda. Dayanamıyor onlara.
Kim mi Gazınıkaçıran Adam?
Gazınıkaçıran Adam'ın kısa kısa, kıllı kıllı kolları var. Fıldır fıldır gözleri, niyeti gizli sözleri var.
Donuyla denize de girer, balkonunda ve parklarımda mangal da yapar. Karısının başını bağlar. Çocuklarını kazığa oturtur.
Gazınıkaçıran Adam beni dinlemez, onu dinlemez.
Biz anlarız, o anlamaz.
Bizim anlayıp da her bir şeyleri, kendinin anlamadığını hiç anlamaz.
Bizi dinlemez, bizi dinlemez!
Komutanım, yargıcım, savcım, kanunyapıcım, efendim: cumhuriyetelitlerim!
Gazkaçıran Adam sizin idarenize aç gözlerini dikmiş.
5 yıldızlı otelde keyif çatmak istiyor.
Karısı araba kullansın, kızı okula gitsin istiyor.
Bağlı başlarıyla hüküm sürmek istiyorlar.
Gaz kaçırıyorlar. Gidip sandıklarda yalnızca kendi gazlarını değil, bizim sonsuza dek memleket balonunu şişirdiğimiz gazı-
Gazımızı kaçırmak istiyorlar.
Komutanım! Paşam! Ulusalcım! Devletefendim!
Bizim gazımızı da kaçırırlar, huzurumuzu da.
Vatandaşım! Yurttaşım! Uyanık olalım. Gazımıza sahip çıkalım.
Toros Yer Sincabım. Yaylalardan Çocukluk Arkadaşım.
Memelim. Kızılboz renklim. Karagözlüm. Sevdam. Tabiat Aşkım.
Şimdi Arkadaşım da gitti.
Onu da gönderdiler. Bana methiyeler düze düze, onu en sonunda yolcu ettiler. Çok tatile çıkmıştı, nihayetlediler.
Biz ikimiz oysa, aynı sandaldaydık.
Amiral Gemisinin arkasına bağlı sandalda birbirimize fındık fıstık atıp eğleniyorduk.
Gazkaçıran Adam'a, onun karısına, onların çocuklarına saydıra saydıra; bağlı olduğumuz kocamaaan gemimizde ferah fücur, güvenli müvenli, ona buna saydırıp şakalaşarak yol alıyorduk.
Yol arkadaşım, Kayıkçım, Fışfışşş Kemalistim, ona buna saydırıcım gitti şimdi.
Yerine Yeni Saydırıcı aldılar.
Bana methiyeler düzdüler. Lafların ebesiymişim. Duygulanmaların körebesiymişim. Benim gibisi yokmuş.
Toros Yer Sincabım. Yeni Memelim!
Söyle ne yapayım şimdi? Geminin kıçına bağlı kayığımda, küreklerime mahkûm, ha paşam de Atam çekmeye devam mı edeyim?
Daha az amiral, daha az mühim, yeni bi gemiye mi geçeyim?? Postala bana. Fikrini haykır!
Yazmadan durmaz, duramaz bu kalem.
Ağlama Anjelim. Medeniyet gözlüm, laik yüzlüm ağlama sen.
Çakayım iki-üç Gazkaçıran Adam'a. Beni dinlemeyenlere, aklım var sananlara dört-beş geçireyim. Sonra çökeriz seninle yere.
Toros Yer Sincabımızı severiz. Yeni Memelim. Memleketlim.
Atamın yadigârı. Sincabım benim.
İttir git Gazkaçıran Adam!
Burası esas bizim.
18/08/2007 - Radikal
Toros Yer Sincabım.
Hoşgeldin Memelim. Hoşgeldin karagözlüm.
Sefalar getirdin. Dağlarıma meme getirdin.
Sincabım. Toros Yer Sincabım. Yurdumdan canlım.
Dün gece Anjelik sabaha kadar ağladı.
Neden mi?
Hani kliniğine adını verdiğim, açılışını yaptığım hayvandoktoru seni küçük bir kafesin içinde hediye etti ya bize.
"Neden o kafeste? Neden biz kafeste değiliz? Kafeslenmiş miyiz? Neyiz? Neyiz?" diye sabaha kadar ağladı.
Anjelim, meleksivilim, kadınım; muasır medeniyetten gelenim.
Ağlama; vahşi topraklar buraları.
Çıkarırız Memelimimizi kafesinden, ya da bizler de kafese gireriz. Burası da bir kafes değil mi?
Kadını için kafes, çocuğu için kafes, dedesi için kafes. Yeter!
Atam için, Atam için bir nefes!
Ağlama Anjelim. Sen de o çekik kara gözlerini boz sincap suratından gözlerime dikme Memelim Sincabım. Toros Yer Sincabım.
Dayanamam. Sana kıyamam.
Anjelim sabahlara kadar ağladı.
Brükselli. Onun geldiği topraklar ılgıt ılgıt laikçilik kokar, medeniyet kokar.
Onun geldiği yerlerde çember sakallı adamlar yok, karaçarşaflı kadınlar yok, umacılar yok, Gulyabaniler yok.
Hansel var, Gretel var, Heidi, Peter, Pinokyo, Dumbo.
Torosum. Sincabım. Toros Yer Sincabım.
Sen en yükseklere layıksın. Atamın bizim için işaret ettiği adaya.
Dünyadan kopuk. Bir tek başımıza. Sap gibi.
Başımızda Başkumandanımız. Askeriyemiz.
Örtünmek yasak. Örtünenleri atsınlar kafese. Çeksinler kapkara bir perde.
Görmesin onları ağlamaktan, kaygılanmaktan puf puf olmuş Anjeliğimin gözleri.
Anjelim. Melekmedeniyetlim. Brüksellim.
Sincabım. Memelim. Toros Yer Sincabım.
Senin gezdiğin yaylalar eskisi gibi değil. Onun için Veteriner Kemal Dolar amcan kafese koydu da verdi seni bana.
O dağlarda, memleket yaylalarında, Ankaramın sokaklarında Kara Niyetli Adamlar dolaşıyor.
Kara Niyetli Karıları altlarında arabalar, oraya buraya gidiyorlar. Ehliyet bile alıyorlar. Ne cüretle? Neye dayanarak?
Sincabım. Toros Yer Sincabım. 162 memeliden Atamın topraklarında yaşayan, 1 adetim.
Spermophilus Toronsensisim; karagözlüm. Bahtı karam. Bozkızıl tüylüm.
Anjelimin geldiği topraklarda Gazınıkaçıran Adam yok.
Anjelim ağlıyor buralarda. Dayanamıyor onlara.
Kim mi Gazınıkaçıran Adam?
Gazınıkaçıran Adam'ın kısa kısa, kıllı kıllı kolları var. Fıldır fıldır gözleri, niyeti gizli sözleri var.
Donuyla denize de girer, balkonunda ve parklarımda mangal da yapar. Karısının başını bağlar. Çocuklarını kazığa oturtur.
Gazınıkaçıran Adam beni dinlemez, onu dinlemez.
Biz anlarız, o anlamaz.
Bizim anlayıp da her bir şeyleri, kendinin anlamadığını hiç anlamaz.
Bizi dinlemez, bizi dinlemez!
Komutanım, yargıcım, savcım, kanunyapıcım, efendim: cumhuriyetelitlerim!
Gazkaçıran Adam sizin idarenize aç gözlerini dikmiş.
5 yıldızlı otelde keyif çatmak istiyor.
Karısı araba kullansın, kızı okula gitsin istiyor.
Bağlı başlarıyla hüküm sürmek istiyorlar.
Gaz kaçırıyorlar. Gidip sandıklarda yalnızca kendi gazlarını değil, bizim sonsuza dek memleket balonunu şişirdiğimiz gazı-
Gazımızı kaçırmak istiyorlar.
Komutanım! Paşam! Ulusalcım! Devletefendim!
Bizim gazımızı da kaçırırlar, huzurumuzu da.
Vatandaşım! Yurttaşım! Uyanık olalım. Gazımıza sahip çıkalım.
Toros Yer Sincabım. Yaylalardan Çocukluk Arkadaşım.
Memelim. Kızılboz renklim. Karagözlüm. Sevdam. Tabiat Aşkım.
Şimdi Arkadaşım da gitti.
Onu da gönderdiler. Bana methiyeler düze düze, onu en sonunda yolcu ettiler. Çok tatile çıkmıştı, nihayetlediler.
Biz ikimiz oysa, aynı sandaldaydık.
Amiral Gemisinin arkasına bağlı sandalda birbirimize fındık fıstık atıp eğleniyorduk.
Gazkaçıran Adam'a, onun karısına, onların çocuklarına saydıra saydıra; bağlı olduğumuz kocamaaan gemimizde ferah fücur, güvenli müvenli, ona buna saydırıp şakalaşarak yol alıyorduk.
Yol arkadaşım, Kayıkçım, Fışfışşş Kemalistim, ona buna saydırıcım gitti şimdi.
Yerine Yeni Saydırıcı aldılar.
Bana methiyeler düzdüler. Lafların ebesiymişim. Duygulanmaların körebesiymişim. Benim gibisi yokmuş.
Toros Yer Sincabım. Yeni Memelim!
Söyle ne yapayım şimdi? Geminin kıçına bağlı kayığımda, küreklerime mahkûm, ha paşam de Atam çekmeye devam mı edeyim?
Daha az amiral, daha az mühim, yeni bi gemiye mi geçeyim?? Postala bana. Fikrini haykır!
Yazmadan durmaz, duramaz bu kalem.
Ağlama Anjelim. Medeniyet gözlüm, laik yüzlüm ağlama sen.
Çakayım iki-üç Gazkaçıran Adam'a. Beni dinlemeyenlere, aklım var sananlara dört-beş geçireyim. Sonra çökeriz seninle yere.
Toros Yer Sincabımızı severiz. Yeni Memelim. Memleketlim.
Atamın yadigârı. Sincabım benim.
İttir git Gazkaçıran Adam!
Burası esas bizim.
18/08/2007 - Radikal
14 Ağustos 2007 Salı
AKP KAPATILSIN!!
“Tek Parti Olsun, Temiz Olsun”, “Düzgün bir demokrasimiz olamadı bari adam gibi bir totalitarizmimiz olsun”, “Daha da kötü bir Türkiye mümkün”, “Yeter artık olacaksa olsun şu darbe, CHP’nin duygularıyla oynamaya hakkınız yok” sloganlarıyla uzun ve geri dönülmez bir yola çıkmış olan Genç Siviller bu kritik süreçte yine üzerine düşen vazifeyi yerine getiriyor.
Ankara’daki istihbarat kaynaklarından “22 Temmuz’daki seçimi iptal edemezsek bari AKP’yi kapatalım” şeklinde konuşmalar yapıldığını öğrenen, kapatma davası ile ilgili ciddi ciddi bir dosya oluşturulduğunu duyan Genç Siviller tüm yurtta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve dış temsilciliklerde hazır ve nazır bulunan ispiyoncu genç sivillere haber saldı ve aşağıda bulunan AKP’yi sadece kapatmaya değil, üzerinden balyozlarla geçilip halı saha yaptırmaya yetecek kadar çok gerekçeyi topladı. Cumhuriyetin emanet edildiği şu çılgın gençler olarak biz vazifemizi yerine getirdik şimdi sıra kapatma dosyasını hazırlayan Cumhuriyet’in savcılarında.
Toplanan birbirinden korkunç gerekçelerden oluşan kapatma dosyasını 2 Haziran Cumartesi günü saat:12.30’da Galatasaray Postanesi’nden Cumhuriyet Başsavcılığına postaladık.
İşte AKP’yi Kapatma Dosyasından Çarpıcı Gerekçeler
AKP’nin gizli anlamı: AKP harflerinin gerçek anlamı ortaya çıktı. AKP’nin kuruluşunda görev almış bir yetkili, elimizde bulunan ses kayıtlarında; harflerin Adalet ve Kalkınma Partisi’ni değil Allah ve Kuran Partisi kelimelerini ifade ettiği, ancak şartlar olgunlaşmadığı için gerçeğin açıklanamadığını itiraf etti..
Bağcılar Lisesi’nde namaz skandalından sonra Hac skandalı: Namaz skandalı yaşanan Bağcılar Lisesinde yapılan incelemelerde kamuoyunu dehşete düşürecek yeni bilgilere ulaşıldı. Bodrum katının da altında olan bir dehlizde, öğrencilerin Kabe maketi etrafında hac farizalarına yerine getirdikleri öğrenildi.
Doğan Medya Center’da da namaz skandalı: Doğan Medya Center içinde bulunan yoga ve reiki salonunu saat:05.00’de temizlemek için gelen bir grup temizlikçi kadın başörtülülerini takarak salonda namaz kılmaya teşebbüs etmişler, bir cumhuriyet mitingi dönüşü gazeteye gelmiş bulunan Milliyet Gazetesi çalışanları, namaz kılma eylemini henüz kıyam halindeyken bastırmayı başarmışlardır. Temizlikçilerin AKP iktidarı döneminde işe alındıkları, AKP iktidarından cesaret alarak geçtiğimiz Ramazan ayında da oruç tutma eylemi yaptıkları ortaya çıkarıldı.
Lisede gerici ayaklanma: Avcılar Selami Yetişgil İlköğretim Okulu’nun bazı öğrencilerinin, okulun bodrum katında “ALLAH” olarak isimlendirdikleri görünmez bir varlığa ibadet ettikleri tespit edildi. Bir öğrenci babasının kızını ispiyonlaması üzerine ortaya çıkan habere göre; çocukların son zamanlarda davranışlarının değiştiği, bazı öğrencilerin kanatlarının çıkmaya başladığı, duvarlardan geçebildikleri ve hatta gözlerinden ateş çıkarabilenlerin bile olduğu öğrenildi.
Havadan konularla bile laikliğin altı oyuluyor: Meteoroloji Meslek Liseleri öğrencilerine 4 adet yağmur duası ezberleme zorunluluğu getirildiği iddia edildi.
İnsanları inanan ve inanmayan şeklinde kamplara ayırıyorlar: AKP’li Bakan tarafından atanan Mamak Milli Eğitim Müdürü, ÖSS sınavına girecek öğrencilere yaptığı konuşmada “ Allah hepinize sınavda zihin açıklığı versin” diyerek sadece Allah’ın sevdiği dini bütün öğrencilerin başarılı olmasını istediği, dinle daha limoni bir ilişkisi olan gençlerin ise yerle yeksan olmasını dilediği anlaşıldı.
AKP’li seçmen davranışlarında artan irtica eğilimi: 14 Nisan 2006 günü, AKP seçmeni olduğu tespit edilen 67 yaşındaki Hatice Benli, Gaziosmanpaşa – Bakırköy hattında çalışan belediye otobüsüne sağ ayağıyla bindi ve ayağını atarken içten içe “bissmillahirrahmanirrahimm” dedi.
AKP’nin Atatürk karşıtı kadrolaşma hareketi: AKP’li bakan tarafından yeni atanan Rize Tapu Kadastro Müdürü’nün odası boyanırken Atatürk resmi duvardan indirildi. Kullanım talimatnamesinde boyanın 12 saatte kuruyacağı belirtilmişken, resim 15,5 saat sonra yani 3,5 saat gecikmeli olarak tekrar eski yerine asıldı. Dolayısıyla söz konusu partinin Atatürk’ü hazmedemeyen kişilerle kadrolaşma yaptığı ispatlanmış oldu.
THY’nin başörtülü açık ayrımı yaptığı belgelendi: 25 Şubat 2004 tarihinde Ankara – Urfa uçağında başı açık bir kadına cam kenarı koltuk kalmadığı söylenmişken, daha sonra gelen türbanlı kadına cam kenarından yer verildiği belgelendi. Yolcuların biniş kartları da ekte delil olarak sunulmuştur.
Reklam panolarında şeriat provası. Konya Mevlana Müzesi karşısında bulunan reklam panolarına ünlü Amerikan porno yıldızı Carmen Elektra yeni filmi için reklam vermek istemiş, AKP’ye bağlı Konya Belediyesi bu talebi geri çevirmiştir.
İçki yasağında son perde: AKP, içki yasağı politikasını uygulamak için pilot bölge olarak Samsun Devlet Hastanesini seçti. AKP yönetimi tarafından başhekim yapılan imam hatip kökenli, Samsun Devlet Hastanesi başhekimi Kamil Çoban, siroz hastası 59 yaşındaki B.T. isimli hastasına, içki içmeye devam etmesi durumunda tedaviye devam etmesinin bir anlamı kalmayacağını söyleyerek, içki içmemesi konusunda baskı yaptı.
Antalya Saime Yahşigil İlköğretim Okulunda skandal: Antalya Saime Yahşigil İlköğretim Okulunda ders programı yapılırken, din derslerinin zihinlerin zinde olduğu sabah saatlerine, İnkılâp Tarihi derslerinin ise hemen öğle yemeğinden sonra, çocuklara rehavet çöktüğü saatlere konması dikkat çekti. Ayrıca, rehaveti arttırmak için İnkılap tarihi derslerinin olduğu günler yemekhanede ayran dağıtıldığı belirlendi. Tüm bunlarla körpecik beyinlerin dini bilgilerle doldurulması, Atatürkçülüğü ise öğrenecek takati kalmaması amaçlanıyor.
Odak olma suçu: AKP’de Mustafa çok Tansel az: DONAR araştırma şirketi tarafından yapılan çalışmada; AKP seçmenleri arasında, Mustafa, Ahmet, Ali, Ayşe, Havva gibi İslam kaynaklı isimlerin CHP seçmenlerine göre 3 katı fazla olduğu, buna karşın; Tansel, Çiyse, Berkecan, Sudesu gibi çağdaş isimlerden neredeyse hiç olmadığı tespit edildi.
AKP Belediyeleri’nin Yeşil Takıntısı: AKP’li belediyelerin geçmiş dönemlere göre iki kat fazla yeşillendirme çalışması yaptığı belgelendi. Şeriatı temsil eden yeşil ile rejim değişikliğine park, bahçe ve refüjlerden başladıkları açıkça görülmektedir.
Halka okunmuş su içiriliyor: AKP’li İstanbul Belediyesi Terkos ve Ömerli barajları kıyısında her Cuma günü 41 imama 41 yasin okutuyor. Okunmuş sular şebekeye veriliyor, bu sayede insanların dini duyguları coşturularak amaçlanan şeriat devleti için taban oluşturuluyor.
Ampul Gavur icadı: CHP’nin amblemi bir Türk savaş aleti olan OK, DP’nin amblemi yine bir Türk taşıma aracı olan AT iken AKP’nin sembol olarak Amerikalı Edison tarafından icat edilmiş AMPÜL’ü seçmiş olması Türkiye’yi Batıya peşkeş çekeceğinin en güzel kanıtıdır.
AB ile gizli anlaşma: Vatansever Türk Tugayları Konfederasyonunun internet sitesinde yer alan belgeye göre; Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB’nin Genişleme sorumlusu Oli Rehn ile gizli bir anlaşma yapmıştır. Anlaşmaya göre, Sinop – Mersin hattının doğusu Sözde Ermenistan ve Kukla Kürdistan devletleri arasında paylaşılacak. Ege bölgesi Helen cumhuriyeti olacak. İstanbul, sıcak sulara açılma emelinden bir türlü vazgeçmeyen Rusya’ya bırakılacak. Abdullah Gül’e jest olarak da Kayseri merkezli Gülistan İslam Cumhuriyeti kurulacaktır.
Gül’ün ismi Apo’dan: Yalçın Küçük’ün isabet buyurduğu üzere; Abdullah Gül’ün Kürt olduğu ve babasının da Abdullah Öcalan’a büyük muhabbet duymasından dolayı oğluna Abdullah ismini verdiği anlaşılmıştır. (Gül ile Apo’nun aşağı yukarı aynı yaşlarda olmaları bu gerçeği değiştirmez. Demek ki babası öngörülü bir insandı.)
Erdoğan Sabetaist Kızılderili kabilesinden: Yine Yalçın Küçük’ün tespitlerine göre Tayyip Erdoğan’ın Kızılderili Sabetaist Doğan Er kabilesinden geldiği, kimliğini gizlemek için ise soyadını Erdoğan yaptığı öğrenilmiştir.
Erdoğan neden Fenerbahçeli? Fenerbahçe’nin bayrağı sarı-laciverttir. Bayrak 15 dakika kezzaplı suda bekletildiğinde iki rengin karışmasından yeşil renk ortaya çıkmaktadır. Erdoğan’ın şeriat özlemi takım tercihinde bile kendini ele vermektedir.
Menderes’in köpek davasından sonra Erdoğan’ın kedi davası: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a Van ziyareti sırasında hediye edilen(!) ve adını CANSU koyduğu kedisi yine Başbakan'ın inisiyatifiyle başbakanlık konutuna yerleştirilmiş ve konutun tüm imkanları kedi Cansu'ya seferber edilmiştir. Halkımız sefaletle boğuşurken bununla da yetinilmemiş, bir yabancı misyon şefinin getirdiği pahalı mama 'hill's' ve altın işlemeli tasma memnuniyetle kabul edilmiştir!! Geçtiğimiz yıl mart ayında birkaç günlüğüne konutu terk eden kedi Cansu'ya bu gayri ahlaki davranışından dolayı herhangi bir ceza verilmemiştir!
AKP iktidarı dini futbola bile alet etmiştir: AKP döneminde eşi türbanlı olan Ertuğrul Sağlam Beşiktaş teknik direktörü olurken, namaz kıldığı bilinen futbolcular sürekli ilk onbirlerde takımda yer bulmaya başlamışlardır. AKP iktidarı döneminde Anelka ve Aurilio’nun Müslüman olmaya zorlanması ve aynı iktidar döneminde İlhan Mansız’ın (İ.Mansız) ise futbolu bırakmak zorunda kalması da dikkat çekmiştir.
www.gencsiviller.net
Ankara’daki istihbarat kaynaklarından “22 Temmuz’daki seçimi iptal edemezsek bari AKP’yi kapatalım” şeklinde konuşmalar yapıldığını öğrenen, kapatma davası ile ilgili ciddi ciddi bir dosya oluşturulduğunu duyan Genç Siviller tüm yurtta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve dış temsilciliklerde hazır ve nazır bulunan ispiyoncu genç sivillere haber saldı ve aşağıda bulunan AKP’yi sadece kapatmaya değil, üzerinden balyozlarla geçilip halı saha yaptırmaya yetecek kadar çok gerekçeyi topladı. Cumhuriyetin emanet edildiği şu çılgın gençler olarak biz vazifemizi yerine getirdik şimdi sıra kapatma dosyasını hazırlayan Cumhuriyet’in savcılarında.
Toplanan birbirinden korkunç gerekçelerden oluşan kapatma dosyasını 2 Haziran Cumartesi günü saat:12.30’da Galatasaray Postanesi’nden Cumhuriyet Başsavcılığına postaladık.
İşte AKP’yi Kapatma Dosyasından Çarpıcı Gerekçeler
AKP’nin gizli anlamı: AKP harflerinin gerçek anlamı ortaya çıktı. AKP’nin kuruluşunda görev almış bir yetkili, elimizde bulunan ses kayıtlarında; harflerin Adalet ve Kalkınma Partisi’ni değil Allah ve Kuran Partisi kelimelerini ifade ettiği, ancak şartlar olgunlaşmadığı için gerçeğin açıklanamadığını itiraf etti..
Bağcılar Lisesi’nde namaz skandalından sonra Hac skandalı: Namaz skandalı yaşanan Bağcılar Lisesinde yapılan incelemelerde kamuoyunu dehşete düşürecek yeni bilgilere ulaşıldı. Bodrum katının da altında olan bir dehlizde, öğrencilerin Kabe maketi etrafında hac farizalarına yerine getirdikleri öğrenildi.
Doğan Medya Center’da da namaz skandalı: Doğan Medya Center içinde bulunan yoga ve reiki salonunu saat:05.00’de temizlemek için gelen bir grup temizlikçi kadın başörtülülerini takarak salonda namaz kılmaya teşebbüs etmişler, bir cumhuriyet mitingi dönüşü gazeteye gelmiş bulunan Milliyet Gazetesi çalışanları, namaz kılma eylemini henüz kıyam halindeyken bastırmayı başarmışlardır. Temizlikçilerin AKP iktidarı döneminde işe alındıkları, AKP iktidarından cesaret alarak geçtiğimiz Ramazan ayında da oruç tutma eylemi yaptıkları ortaya çıkarıldı.
Lisede gerici ayaklanma: Avcılar Selami Yetişgil İlköğretim Okulu’nun bazı öğrencilerinin, okulun bodrum katında “ALLAH” olarak isimlendirdikleri görünmez bir varlığa ibadet ettikleri tespit edildi. Bir öğrenci babasının kızını ispiyonlaması üzerine ortaya çıkan habere göre; çocukların son zamanlarda davranışlarının değiştiği, bazı öğrencilerin kanatlarının çıkmaya başladığı, duvarlardan geçebildikleri ve hatta gözlerinden ateş çıkarabilenlerin bile olduğu öğrenildi.
Havadan konularla bile laikliğin altı oyuluyor: Meteoroloji Meslek Liseleri öğrencilerine 4 adet yağmur duası ezberleme zorunluluğu getirildiği iddia edildi.
İnsanları inanan ve inanmayan şeklinde kamplara ayırıyorlar: AKP’li Bakan tarafından atanan Mamak Milli Eğitim Müdürü, ÖSS sınavına girecek öğrencilere yaptığı konuşmada “ Allah hepinize sınavda zihin açıklığı versin” diyerek sadece Allah’ın sevdiği dini bütün öğrencilerin başarılı olmasını istediği, dinle daha limoni bir ilişkisi olan gençlerin ise yerle yeksan olmasını dilediği anlaşıldı.
AKP’li seçmen davranışlarında artan irtica eğilimi: 14 Nisan 2006 günü, AKP seçmeni olduğu tespit edilen 67 yaşındaki Hatice Benli, Gaziosmanpaşa – Bakırköy hattında çalışan belediye otobüsüne sağ ayağıyla bindi ve ayağını atarken içten içe “bissmillahirrahmanirrahimm” dedi.
AKP’nin Atatürk karşıtı kadrolaşma hareketi: AKP’li bakan tarafından yeni atanan Rize Tapu Kadastro Müdürü’nün odası boyanırken Atatürk resmi duvardan indirildi. Kullanım talimatnamesinde boyanın 12 saatte kuruyacağı belirtilmişken, resim 15,5 saat sonra yani 3,5 saat gecikmeli olarak tekrar eski yerine asıldı. Dolayısıyla söz konusu partinin Atatürk’ü hazmedemeyen kişilerle kadrolaşma yaptığı ispatlanmış oldu.
THY’nin başörtülü açık ayrımı yaptığı belgelendi: 25 Şubat 2004 tarihinde Ankara – Urfa uçağında başı açık bir kadına cam kenarı koltuk kalmadığı söylenmişken, daha sonra gelen türbanlı kadına cam kenarından yer verildiği belgelendi. Yolcuların biniş kartları da ekte delil olarak sunulmuştur.
Reklam panolarında şeriat provası. Konya Mevlana Müzesi karşısında bulunan reklam panolarına ünlü Amerikan porno yıldızı Carmen Elektra yeni filmi için reklam vermek istemiş, AKP’ye bağlı Konya Belediyesi bu talebi geri çevirmiştir.
İçki yasağında son perde: AKP, içki yasağı politikasını uygulamak için pilot bölge olarak Samsun Devlet Hastanesini seçti. AKP yönetimi tarafından başhekim yapılan imam hatip kökenli, Samsun Devlet Hastanesi başhekimi Kamil Çoban, siroz hastası 59 yaşındaki B.T. isimli hastasına, içki içmeye devam etmesi durumunda tedaviye devam etmesinin bir anlamı kalmayacağını söyleyerek, içki içmemesi konusunda baskı yaptı.
Antalya Saime Yahşigil İlköğretim Okulunda skandal: Antalya Saime Yahşigil İlköğretim Okulunda ders programı yapılırken, din derslerinin zihinlerin zinde olduğu sabah saatlerine, İnkılâp Tarihi derslerinin ise hemen öğle yemeğinden sonra, çocuklara rehavet çöktüğü saatlere konması dikkat çekti. Ayrıca, rehaveti arttırmak için İnkılap tarihi derslerinin olduğu günler yemekhanede ayran dağıtıldığı belirlendi. Tüm bunlarla körpecik beyinlerin dini bilgilerle doldurulması, Atatürkçülüğü ise öğrenecek takati kalmaması amaçlanıyor.
Odak olma suçu: AKP’de Mustafa çok Tansel az: DONAR araştırma şirketi tarafından yapılan çalışmada; AKP seçmenleri arasında, Mustafa, Ahmet, Ali, Ayşe, Havva gibi İslam kaynaklı isimlerin CHP seçmenlerine göre 3 katı fazla olduğu, buna karşın; Tansel, Çiyse, Berkecan, Sudesu gibi çağdaş isimlerden neredeyse hiç olmadığı tespit edildi.
AKP Belediyeleri’nin Yeşil Takıntısı: AKP’li belediyelerin geçmiş dönemlere göre iki kat fazla yeşillendirme çalışması yaptığı belgelendi. Şeriatı temsil eden yeşil ile rejim değişikliğine park, bahçe ve refüjlerden başladıkları açıkça görülmektedir.
Halka okunmuş su içiriliyor: AKP’li İstanbul Belediyesi Terkos ve Ömerli barajları kıyısında her Cuma günü 41 imama 41 yasin okutuyor. Okunmuş sular şebekeye veriliyor, bu sayede insanların dini duyguları coşturularak amaçlanan şeriat devleti için taban oluşturuluyor.
Ampul Gavur icadı: CHP’nin amblemi bir Türk savaş aleti olan OK, DP’nin amblemi yine bir Türk taşıma aracı olan AT iken AKP’nin sembol olarak Amerikalı Edison tarafından icat edilmiş AMPÜL’ü seçmiş olması Türkiye’yi Batıya peşkeş çekeceğinin en güzel kanıtıdır.
AB ile gizli anlaşma: Vatansever Türk Tugayları Konfederasyonunun internet sitesinde yer alan belgeye göre; Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB’nin Genişleme sorumlusu Oli Rehn ile gizli bir anlaşma yapmıştır. Anlaşmaya göre, Sinop – Mersin hattının doğusu Sözde Ermenistan ve Kukla Kürdistan devletleri arasında paylaşılacak. Ege bölgesi Helen cumhuriyeti olacak. İstanbul, sıcak sulara açılma emelinden bir türlü vazgeçmeyen Rusya’ya bırakılacak. Abdullah Gül’e jest olarak da Kayseri merkezli Gülistan İslam Cumhuriyeti kurulacaktır.
Gül’ün ismi Apo’dan: Yalçın Küçük’ün isabet buyurduğu üzere; Abdullah Gül’ün Kürt olduğu ve babasının da Abdullah Öcalan’a büyük muhabbet duymasından dolayı oğluna Abdullah ismini verdiği anlaşılmıştır. (Gül ile Apo’nun aşağı yukarı aynı yaşlarda olmaları bu gerçeği değiştirmez. Demek ki babası öngörülü bir insandı.)
Erdoğan Sabetaist Kızılderili kabilesinden: Yine Yalçın Küçük’ün tespitlerine göre Tayyip Erdoğan’ın Kızılderili Sabetaist Doğan Er kabilesinden geldiği, kimliğini gizlemek için ise soyadını Erdoğan yaptığı öğrenilmiştir.
Erdoğan neden Fenerbahçeli? Fenerbahçe’nin bayrağı sarı-laciverttir. Bayrak 15 dakika kezzaplı suda bekletildiğinde iki rengin karışmasından yeşil renk ortaya çıkmaktadır. Erdoğan’ın şeriat özlemi takım tercihinde bile kendini ele vermektedir.
Menderes’in köpek davasından sonra Erdoğan’ın kedi davası: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a Van ziyareti sırasında hediye edilen(!) ve adını CANSU koyduğu kedisi yine Başbakan'ın inisiyatifiyle başbakanlık konutuna yerleştirilmiş ve konutun tüm imkanları kedi Cansu'ya seferber edilmiştir. Halkımız sefaletle boğuşurken bununla da yetinilmemiş, bir yabancı misyon şefinin getirdiği pahalı mama 'hill's' ve altın işlemeli tasma memnuniyetle kabul edilmiştir!! Geçtiğimiz yıl mart ayında birkaç günlüğüne konutu terk eden kedi Cansu'ya bu gayri ahlaki davranışından dolayı herhangi bir ceza verilmemiştir!
AKP iktidarı dini futbola bile alet etmiştir: AKP döneminde eşi türbanlı olan Ertuğrul Sağlam Beşiktaş teknik direktörü olurken, namaz kıldığı bilinen futbolcular sürekli ilk onbirlerde takımda yer bulmaya başlamışlardır. AKP iktidarı döneminde Anelka ve Aurilio’nun Müslüman olmaya zorlanması ve aynı iktidar döneminde İlhan Mansız’ın (İ.Mansız) ise futbolu bırakmak zorunda kalması da dikkat çekmiştir.
www.gencsiviller.net
27 Temmuz 2007 Cuma
Yok öyle zeytinyağı gibi üste çıkmak! - Tuğçe BARAN
Vatan Gazetesi, 26 Temmuz 2007
Şimdi bütün köşeciler Baykal’a hücum ediyor. Yok iyi yönetememiş, yok politikası iyi değilmiş, yok canavarı zamanında o yaratmış.
Yok öyle şimdi zeytinyağı gibi su üstüne çıkmak!
Memlekette “türbanlılar mı?.. Ay ne kaka” diyen tek Baykalmış gibi..
Memleket deli gibi ki kutba ayrıldıysa Baykal falan değil SİZ pek sayın köşeciler SORUMLUSUNUZ!
Yazdığınız yüzlerce saçma sapan din düşmanı, halk düşmanı yazı yüzünden.
Yarattığınız monşer, elit havası yüzünden.
Bir biz biliriz, halk bilmez, salak bunlar havası yüzünden.
Baş örtülüye geri zekalı, namaz kılana yobaz, soyunmak istemeyen gerici dediğiniz için.
Siyaset yapmanın TEK sizin “sade” hakkınız olduğunu düşünüp “ama örtülerini siyasal simge yapıyorlaaaar” gibi ne idüğü belirsiz iddialar üretip, (bana siyasal simge olmayan tek bir şey söyleyin?) “sakin olun yahu, bırakın istedikleri gibi örtünsünler” diyenlere de “işbirlikçi, demokrasi adına şuursuzluk eden romantik geri zekalılar” muamelesi yaptığınız için.
Yok öyle Baykal’a yüklenip temize çıkmak!
“Yok yani ben hakikaten etrafımda türban reklamını bırak türbanlı falan BİLE görmek istemiyorum” diyebilecek kadar şuursuzlaştığınız için. (Türkiye’nin yüzde yetmişi kapalı ulan!)
Üniversitelerdeki kanuni ayrımcılık hiç umurunuzda olmaz hatta bunu haklı bulurken topu topu 25 tane mi ne tesettür oteli var ve oraya açıkları almıyorlar diye ki alanlar var- bunu memleketin en büyük ayrımcılığı olarak gördüğünüz için.
AKP’li dediğin “göbeğini kaşıyan, kıllı, fanilalı, ebleh” insanlardır diyecek kadar edepsizleştiğiniz için.
AKP’li olmasın da MHP’li olsun, GP’li, gerekirse Saadet Partili olsun diyecek kadar müptezel olduğunuz için..
Sabah akşam, gece gündüz yılın 365 günü Melih Gökçek yazdığınız için.
Yalan yanlış testis haberleri yüzünden.
Evet bunlar yüzünden, itici, gülünç ve inandırıcılıktan uzak olduğunuz için AKP yüzde 48 oyla başımıza geçti.
H H H
Bekir Coşkun efendi etrafında AKP’ye oy vereceğini söyleyen tek kişiye rastlamamışmış. Ay pek şaşırmışmış!
Kendi pek muhterem gazetesinde çalışan en az ON kişi tanıyorum AKP’ye oy veren! Üstelik Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun’a inat! Yeni de değil. 3 aydır AKP’ye oy vereceklerini söyleyip duruyorlardı. Şoförden, çaycıdan, söz etmiyorum, basbayağı meslektaşlarından söz ediyorum. Kendisi zahmet edip biraz orta ve alt kademede meslektaşlarıyla (tabii AKP’ye oy vermiş olanları meslektaşı addederse) oturup konuşsaydı, hangi fanusta oturuyorsa oradan biraz çıksaydı, “laik eş”, “elit komşu”, “Kemalist ahbap”, “e-çavuş” “türban düşmanı fino” dörtgeninden, beşgeninden çıksaydı görebilirdi bizzat çalıştığı kurumda BİLE kimler var, kimler yok.
Ama yoook! “AKP’li eşittir göbeğini kaşıyan, kıllı tüylü orangutanlardır” diye üretmiş ilkokul bir seviyesinde bir fikirimsi, dört aydır ha bire o tuhaf yaratığı aradığı için göremez tabii ki etrafındaki AKP çemberini.
Hiç öyle Deniz Baykal’ı günah keçisi yapıp Rodos’lara falan yüzmeye yollamaya kalkmayın.
Sandınız ki ettiğiniz hakaretlerden bir tek hakaretlerinizin hedefi etkilenecek. Sandınız ki “pis Türbanlı” dediğiniz zaman bir tek başı kapalılar sinirlenecek, üzülecek.
Sandınız ki bikiniyle denize giren insanlar otomatik CHP’lidir ve yanındakine yapılan hakaretlerden etkilenmeyecek.
Bu yüzde 48’in yüzde 25-30’u gerçek AKP’liden geldiyse geri kalanı da komşusuna edilen hakaretlerden rahatsız olandan geldi, bunu da bilesiniz..
Hiç Baykal’a falan suçu atmayın. Kendi ellerinizle yaptınız.
Şimdi bütün köşeciler Baykal’a hücum ediyor. Yok iyi yönetememiş, yok politikası iyi değilmiş, yok canavarı zamanında o yaratmış.
Yok öyle şimdi zeytinyağı gibi su üstüne çıkmak!
Memlekette “türbanlılar mı?.. Ay ne kaka” diyen tek Baykalmış gibi..
Memleket deli gibi ki kutba ayrıldıysa Baykal falan değil SİZ pek sayın köşeciler SORUMLUSUNUZ!
Yazdığınız yüzlerce saçma sapan din düşmanı, halk düşmanı yazı yüzünden.
Yarattığınız monşer, elit havası yüzünden.
Bir biz biliriz, halk bilmez, salak bunlar havası yüzünden.
Baş örtülüye geri zekalı, namaz kılana yobaz, soyunmak istemeyen gerici dediğiniz için.
Siyaset yapmanın TEK sizin “sade” hakkınız olduğunu düşünüp “ama örtülerini siyasal simge yapıyorlaaaar” gibi ne idüğü belirsiz iddialar üretip, (bana siyasal simge olmayan tek bir şey söyleyin?) “sakin olun yahu, bırakın istedikleri gibi örtünsünler” diyenlere de “işbirlikçi, demokrasi adına şuursuzluk eden romantik geri zekalılar” muamelesi yaptığınız için.
Yok öyle Baykal’a yüklenip temize çıkmak!
“Yok yani ben hakikaten etrafımda türban reklamını bırak türbanlı falan BİLE görmek istemiyorum” diyebilecek kadar şuursuzlaştığınız için. (Türkiye’nin yüzde yetmişi kapalı ulan!)
Üniversitelerdeki kanuni ayrımcılık hiç umurunuzda olmaz hatta bunu haklı bulurken topu topu 25 tane mi ne tesettür oteli var ve oraya açıkları almıyorlar diye ki alanlar var- bunu memleketin en büyük ayrımcılığı olarak gördüğünüz için.
AKP’li dediğin “göbeğini kaşıyan, kıllı, fanilalı, ebleh” insanlardır diyecek kadar edepsizleştiğiniz için.
AKP’li olmasın da MHP’li olsun, GP’li, gerekirse Saadet Partili olsun diyecek kadar müptezel olduğunuz için..
Sabah akşam, gece gündüz yılın 365 günü Melih Gökçek yazdığınız için.
Yalan yanlış testis haberleri yüzünden.
Evet bunlar yüzünden, itici, gülünç ve inandırıcılıktan uzak olduğunuz için AKP yüzde 48 oyla başımıza geçti.
H H H
Bekir Coşkun efendi etrafında AKP’ye oy vereceğini söyleyen tek kişiye rastlamamışmış. Ay pek şaşırmışmış!
Kendi pek muhterem gazetesinde çalışan en az ON kişi tanıyorum AKP’ye oy veren! Üstelik Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun’a inat! Yeni de değil. 3 aydır AKP’ye oy vereceklerini söyleyip duruyorlardı. Şoförden, çaycıdan, söz etmiyorum, basbayağı meslektaşlarından söz ediyorum. Kendisi zahmet edip biraz orta ve alt kademede meslektaşlarıyla (tabii AKP’ye oy vermiş olanları meslektaşı addederse) oturup konuşsaydı, hangi fanusta oturuyorsa oradan biraz çıksaydı, “laik eş”, “elit komşu”, “Kemalist ahbap”, “e-çavuş” “türban düşmanı fino” dörtgeninden, beşgeninden çıksaydı görebilirdi bizzat çalıştığı kurumda BİLE kimler var, kimler yok.
Ama yoook! “AKP’li eşittir göbeğini kaşıyan, kıllı tüylü orangutanlardır” diye üretmiş ilkokul bir seviyesinde bir fikirimsi, dört aydır ha bire o tuhaf yaratığı aradığı için göremez tabii ki etrafındaki AKP çemberini.
Hiç öyle Deniz Baykal’ı günah keçisi yapıp Rodos’lara falan yüzmeye yollamaya kalkmayın.
Sandınız ki ettiğiniz hakaretlerden bir tek hakaretlerinizin hedefi etkilenecek. Sandınız ki “pis Türbanlı” dediğiniz zaman bir tek başı kapalılar sinirlenecek, üzülecek.
Sandınız ki bikiniyle denize giren insanlar otomatik CHP’lidir ve yanındakine yapılan hakaretlerden etkilenmeyecek.
Bu yüzde 48’in yüzde 25-30’u gerçek AKP’liden geldiyse geri kalanı da komşusuna edilen hakaretlerden rahatsız olandan geldi, bunu da bilesiniz..
Hiç Baykal’a falan suçu atmayın. Kendi ellerinizle yaptınız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)